Hafızayı çizerek anlamak ve anlatmak: 70’lerin gecekondu hareketlerinin izinden İzmir’in tepelerine doğru bir gezinti
Tepelerdeki kondular, dijital animasyon, yazarın çizimi
Mimar ve akademisyen Ali Rıza Bayrak, 2025’te Salt Araştırma Fonları’yla desteklenen araştırmasından yola çıkan bu yazıda, 1970’lerde İzmir’in çeper mahallelerinde gelişen gecekondu hareketlerini ele alıyor. Görsel-işitsel materyaller üzerinden kolektif mücadeleler ile mekânsal dönüşümler arasındaki ilişkilerin izini süren araştırma, barınma hakkı mücadelesini merkeze alarak söz konusu mahalleleri sol hafızada yeniden konumlandırmayı amaçlıyor.
Giriş
“Kalemi ver bak, çizivereyim sana…” diyor ve kalemimi alarak çizmeye başlıyor. 2025 yazının ağustos sıcağında, İzmir’de Kemeraltı’nda bir kahvede oturuyoruz; 70’lerin gecekondu mekânlarına dair araştırmam için ikinci görüşmedeyim. Abiler önceki görüşmedeki gibi—yaşadıkları hayatın gayet beklenir bir refleksiyle—önce beni süzüyorlar. Çalışmanın arkasındaki motivasyona ikna oldukları andan itibaren benim sorularımla sohbet ilerliyor. Arşivden toparlayabildiğim belge ve fotoğraflar ile geçmişe dair anılarına yolculuklar yapıyoruz. Bu hafıza gezintilerinin duraklarına yazıda parça parça gideceğiz; uğrak noktalarımız olacak, birinde gecekondu mahallesinin altyapısını imeceyle inşa edecek, başka birinde bu hafızayı çizmeye çalışacağız. Kalem ile çizim yapan görüşmeci, Konak, İzmir, Ağustos 2025
Sohbet ilerliyor; ben hatırlamayı teşvik etmek adına yer yer arşivden toparladığım gazete kupürlerini, sol yayınlardan taramaları gösteriyorum. Bir noktada K3, arşivlere göz gezdirerek benim ön çalışma esnasında okuduğum anılara referansla çizdiğim eskizlerden birine bakıyor. Eskizin referansı, Turgay Gülpınar’ın Gültepe’deki belediyecilik deneyimini ele aldığı kitaptaki bir dayanışma örneği olan “istinat duvarı şenliği” anısı.1 Ben eskizin hikâyesini anlatırken aradan diğer çizimlerim çıkıyor ve o dönemin duvarlarındaki semboller, çizimler üzerinden konuşmaya başlıyoruz. K2 ve K3’ün çizimlere dair ilgisi beni çocukça bir heyecana sürüklüyor ve çizimlerimi onlardan onay beklercesine anlatmaya, göstermeye başlıyorum. Bir noktada konu, çalışmada izini sürdüğüm bir sembole geliyor ve K3 bu çalışmanın bence bir nevi seyrini değiştiren o cümleyi söylüyor, kalemi eline alıp çizmeye başlıyor. Arşivlerde karşılaşmadığım o bilgi bir anda anıların iziyle kâğıda dökülüyor, belgeleniyor (hem mürekkep hem de video kameranın görüntü kaydı ile). Ontolojik katmanda var olmuş olanın, buradaki örnekte hafızanın izlerinin sözlü tarihle ortaya çıkmasını Saidiya Hartman epistemik karşılaşma olarak tanımlıyor.2 Çalışmanın metodolojisine dair temel bir kırılmayı inşa eden bu görüşmeyi ileride daha detaylı tartışacağız; burada bu epistemik karşılaşmanın çizim aracılığıyla ortaya çıktığını vurgulayarak bitirmiş olayım.
Arka plan
Hafıza gezintimize başlamadan önce bu gezilerin motivasyonundan, süreç içinde gelişen yönteminden bahsetmek istiyorum. Türkiye’de 1970’lerin gecekondu hareketleri ve anlatılarında özellikle Ankara ile İstanbul’u konu edinen çalışmalar yer alır.3 İzmir, sol hafıza içinde 1980’de gerçekleşen TARİŞ grevi ve direnişiyle kendine bir yer edinmiş olsa da, kentin 1970’lerde yükselişe geçen gecekondu hareketlerine veya tüm kente yayılan TARİŞ grevinin arka planına, mahallelerdeki mücadelesine, hafızasına eğilen çalışmalar oldukça sınırlı.4 Dolayısıyla çalışma, İzmir’e dair bu boşluğa bir tuğla koyarak mütevazı bir katkı sunmayı amaçlıyor. Ancak bunu romantik bir dönem anlatısına veya salt bir akademik çıktıya dönüştürmekten imtina ediyor. Çalışmanın yazınsal çıktıdan farklı bir medya türünde erişilebilir olması için arşiv materyallerinin, sözlü tanıklıkların, görsel belgelerin bir kurgu çerçevesinde harmanlandığı, video-deneme türünde bir yaklaşım benimsedim. Dolayısıyla araştırma, bütün bu materyalleri ve yaklaşımlarıyla bir anlatı inşa ediyor. Bu inşa faaliyetinin de sadece belgeler yoluyla olamayacağının farkında olarak dönemin öznelerine—fabrika işçilerine, mahallede yaşamış olanlara, dayanışma faaliyetlerine katılmış kişilere, dönemin gazetecilerine—sorularını yöneltiyor. Çünkü inşa edilmeye çalışılan anlatı onların hikâyesidir.
Çalışmanın amaçlarından birisi de bugünden farklı olarak 70’lerdeki gecekondu hareketlerine dair tartışmaların barınma hakkı çerçevesinde ele alındığını görmek ve kentsel mekâna dair bu tartışmaları genişletmek. Mimarlar Odası’nın basılı yayını Mimarlık dergisinin özellikle 1977–1980 aralığındaki sayılarında gecekondu inşasının genel ekonomi-politik okumadan bağımsız değerlendirilmediği görülüyor. Mimarlık dergisinden bir alıntının dijital kolajı (Mehmet Adam ve Erhan Acar, “Kapitalistleşme Sürecinde Gecekondu”, Mimarlık, Cilt: 78, Sayı: 3, 1978, s. 32) Konduların daimî bir mekânsal üretim döngüsünü anlatan alıntı (Latife Tekin, Berci Kristin Çöp Masalları, İstanbul: Everest Yayınları, 1984, s. 65)
Durak 1: Arşivin yokluğunu metodolojik olarak kullanmak
İzmir’in tepelerine yerleşen konduların—gecekondu hareketlerinin—barınma hakkı çerçevesinde nasıl ele alındığı ya da alınabileceği gibi bir temel çerçeve sorusuyla konuya bakıyorum. Çalışma, anlatıların izini sürerken mekânların hem politik okumasına hem de poetikasına bakmaya çabalıyor. Bahsedilen mekânlara dair poetik çizgiyi kurarken dönemin gecekondu anlatılarından Latife Tekin’in Berci Kristin Çöp Masalları ve Gülten Akın’ın Seyran Destanı’na direkt referansla yer veriyor; Sevgi Soysal’ın Yenişehir’de Bir Öğle Vakti romanına ise daha metodolojik bir yerden yaklaşıyor.
Mekân-politik okumamızın ilk safhası arşiv taramasıyla başlıyor. Burada küçük bir parantez açmak lazım. Çalışmanın ilk önerisinde yer alan kurguya göre araştırmacı olarak arşivleri tarayacak, görsel-işitsel dokümanları toparlayacak, mahallelere gidecek ve oradaki insanların kişisel arşivlerine erişecektim. Kişisel arşivlerde bulmayı umduğum şeyler, onların döneme tanıklıklarını anlatan ses kayıtları, aile albümlerinden gecekondu fotoğrafları ve belki video kayıtlarıydı. Bu materyaller, politik-poetik kesişimselliğini ele alan video-deneme işinin kurgu malzemelerini oluşturacaktı. Tabii, Türkiye’de 70’ler sonuna dair bir gecekondu arşivine kolaylıkla ulaşabileceğimi düşünmek biraz benim saflığım oldu sanırım. Çünkü mahallelerdeki her görüşmede benzer cevaplar aldım: “O döneme dair bir arşiv tutmadık”, “o zamanlar asla fotoğraf çekmiyorduk…”
Bu mahallelerin kentin en yoksul kesimlerini oluşturduğu düşünüldüğünde, bir haber için gazeteci veya fotoğrafçıların oralara gitmediği zamanlara ait bir arşivin bulunmaması gayet anlaşılır aslında. (Bugünden bakınca anlaşılır diyorum, ama o sırada bunu idrak edememiştim.) Şimdi, arşivdeki bu yoksunluğa dair Gültepe’deki bir görüşmeye gidelim. Bir perşembe günü, iş çıkışı K1 beni arıyor, Toros Meydanı’nda bir kahvede buluşuyoruz. Çantama kamerayı, ses ekipmanlarını, çizimlerimi ve elimdeki arşiv materyallerini atıp motora atlıyorum. K1 ile üçüncü görüşmemiz; aramızda artık güven ilişkisi kurulmuş durumda, sorularım daha rahat karşılık buluyor. K1 bana Gültepe, Çobançeşme mevkiindeki bir su deposunun üstündeki duvar yazısından bahsediyor; yıllar önce orada bir slogan varmış. Buna dair bir fotoğraf ya da belge var mı diye soruyorum. “Benim kendi fotoğraflarım bile yok” diyor.
Mahallelerdeki görüşmelerde karşılaşmayı umduğum malzemelerin, yani kişisel arşivlerin eksikliği, beni basılı materyalleri daha detaylı incelemeye itiyor. 2025 yılının yaz aylarında gece ve gündüzlerimi sol basını—Devrimci Yol, Halkın Kurtuluşu, Halkın Yolu, Halkın Birliği, Kurtuluş İçin İleri, Devrimci Gençlik, Emeğin Birliği, Genç Sosyalist gibi yayınları—İzmir ve gecekondu kelimeleriyle tarayarak geçiriyorum. Bu arşivler ile yatıp kalkmanın bir sonucu olarak neredeyse günümüzden uzaklaştığımı ve olayların, hikâyelerin rüyalarıma bile sirayet ettiğini söylersem abartmış olmam. Sol basılı yayın taramasında gecekondu mücadelesinin devrimci mücadele içinde konu edinildiğini gösteren bir örnek (Halkın Yolu, Sayı: 43, 20 Aralık 1977)
Dönemi incelerken sol basına odaklanmamın arkasındaki neden, kurumsal arşivlerin anlatı kurarken neyi içeri alıp neyi dışarıda bıraktıklarının bir tercihin ürünü olmasıyla ilişkili. Bu seçimin dışında tutulan anlatının neler söylediğini görebilmek için alternatif bir arşiv taraması yapmam gerekti. Daha da açmam gerekirse, gecekondunun mekânsal üretimine dair aslında bir arşiv kaynağının var olduğu söylenebilir. Ama bu arşiv büyük ölçüde kurumsal mekanizmalar tarafından şekillendirilmiş bir arşiv. Burada Carolyn Steedman’ın Dust5kitabındaki tartışmaya bakabiliriz. Derrida’nın arkhé kelimesinin kökenine dair okumasından yola çıkan Steedman, arşivi archon’un evi olarak tarif ediyor: Belgelerin, elyazmalarının sahibi olan archon, aynı zamanda tarihi yorumlama, bilgiyi yeniden üretme, hatta yeniden hayal etme yetkisini de elinde tutuyor. Gecekondu söz konusu olduğunda elimizdeki arşiv sınırlı ve büyük ölçüde kurumsal; bir seçme ve derleme sürecine göre şekillenmiş, dolayısıyla hâkim anlatılara bağımlı bir arşiv. Benim amacım ise bu yapıların harcından, tektoniğinden çok eylemlerine, dayanışma pratiklerine, bir araya gelişlerine bakmaktı. Bu yüzden geleneksel arşivin ötesine bakmam gerekliydi. Sol basın arşivinin görüşmeler esnasında temel rolü, görüşmecilere dönemin olayları hakkında zihinsel bir çağrışım yaptırması oldu.
Durak 2: Dayanışmanın izlerini aramak, hafızayı çizmek
Girişte de tartıştığımız gibi çağrışımlara eşlik eden epistemik karşılaşmaların vesilesi olan eskizlere, çizimlere bakalım. Arşiv taramasını yaparken, bazı olayları bir müsvedde kâğıdına karalayıp gazete taramalarının olduğu dosyaya atıyordum. Bunların araştırma için önemli bir yönlendirici olacağını düşünmemiştim. K2 ve K3 ile olan görüşmelerde çizimlerle beraber gelişen tartışmalar beni bu metodu diğer görüşmeler için de kullanmak adına teşvik etti.
K1 ile olan bir görüşmemizde, önceki görüşmelerde kullandığım “istinat duvarı şenliği” çizimini gösteriyorum. İstinat duvarı şenliği, Gültepe’de halkın hep beraber dayanışmasının müthiş bir örneği olarak anlatılıyor: Mahallenin bir kısmındaki halk, yağmur sularının neden olduğu sel ve akıntı nedeniyle mağdur olmaktadır. Halkın devrimcilere bu durumu iletmesi üzerine mahalleden, çevredeki mahallelerden ve üniversitedeki gençlerden oluşan topluluk, halk ile el ele vererek bir istinat duvarı inşa etmeye koyulur. Bu dayanışma faaliyeti sırasında uzun sofralar kurulur, hep beraber yemekler yenir, duvarlara bayraklar asılır, marşlar okunur. Dayanışmanın kutlanması Gülpınar’ın kitabındaki anlatıya göre bir şenliktir.6
”İstinat duvarı şenliği” eskizi (Bir Gecede Kondular filminden bir kare) Almaşık evler, yazarın çizimi
Bu çizimi K1’e gösterince “bu olay öyle yaşanmadı, bak böyle yaşandı” diyor7 ve başka bir istinat duvarının inşa edildiği bir olayı hatırlıyor. Çizimin anımsatıcı etkisiyle, o olay olmasa da Çınartepe Mahallesi’ndeki Kıbrıs Şehitleri İlkokulu’nda inşa edilen duvarı anlatıyor. Bu mahallelerin yokuşlu yollarında genellikle yalnız yaptığım motor sürüşünü K1’in spontane teklifi üzerine bu sefer onunla yapıyoruz. Motosiklette arkama biniyor ve başlıyor anlatmaya, mahallenin bundan 46 yıl önceki hâlini. (Tabii K1 gibi bir abiyi motosiklette artçı olarak gezdirmek daha önce deneyimlediğim bir görev değil. Mahallede neredeyse herkesin K1’e selam vererek yürümesi bu durumun yükünü artırsa da, bunun onların gözündeki komikliği zihnimde meseleyi olağanlaştırıyor ve rahatlıyorum.) Yolun güzergâhını zihninde kurgulamış gibi tarihsel bir kronolojide bana mahalleyi aşağıdaki sokaklardan yukarıya doğru anlatıyor: Dayanışma dernekleri, farklı siyasetlerin etkin olduğu mahalleler, dayanışmayla kanalizasyon kazılan sokak, eski Gültepe Belediyesi binasının yeri, TARİŞ direnişine dair hatıralar ve en tepede imeceyle inşa edilen gecekondular… En tepeye gelince bir okul kapısından geçiyoruz ve motordan iniyoruz. Bana bir duvarı gösteriyor: “Bak, o dönem inşa ettiğimiz duvar bu” diyor gülerek.
Tepelerdeki mahalle dayanışması örneklerinin benzerlerini K4 ile gezdiğimiz Çiğli, Çimentepe’de de görüyoruz. Çoğunlukla 1960’lardan sonra göçle oluşmuş bu mahallede Gültepe’den farklı olarak hâlen gecekondu yapılarıyla karşılaşmak mümkün. K4 mahalleye gelişlerini, ilk yapılarını nasıl inşa ettiklerini, tuğlaların arasındaki harcın içine kattıkları kumu hangi dereden taşıdıklarını, nereden içme suyu aldıklarını bana teker teker gösteriyor. Gültepe’de olduğu gibi burada da mahalleyi motorla geziyoruz. Gezilerin sonucunda, arşivlerde görünür olmayan dayanışmanın izlerinin o mahallelerde somut mekânsal manada da sözlü tarihte de var olduğunu görmüş oldum. Bu gezilerin etkisiyle çizimlerimi artırdım, öğrendiklerimi yazı dışında farklı formatlarda materyallere dönüştürmeye çalıştım.
Durak 3: Gecekondu duvarlarındaki, sokaklardaki hafıza
Yerel gazetelerin ve sol yayınların arşiv taramasını yaparken ilk aşamada gecekonduların duvarlarında bahsedilen hikâyelerdeki sloganlara, çizimlere dair görsel belge sınırlıydı. Bu çalışmaya başlamadan yıllar önce, Arter’de bir sergide İzmir’in gecekondu semtlerindeki birkaç duvar yazısının görüldüğü siyah-beyaz fotoğraflara rastlamıştım. Fotoğrafların tarihini hatırlamıyordum, ama fikir verebilir diye düşünüp o seriye ulaşmaya çalıştım. Cengiz Çekil’in Görsel Parkurlar isimli serisinden olduğunu öğrendiğim fotoğraflar, Salt Araştırma’nın dijital arşivinde yer alıyordu.8 Cengiz Çekil, 1979’da Buca Şirinyer İstasyonu’ndan Alsancak’a bir yürüyüş yapmış ve bu yolculuğu fotoğraflamış. Altmış küsur fotoğraf arasında ilk bakışta göze çarpan bir şey olmasa da, duvarlara detaylı bakıldığında dönemin sol siyasi hareketlerine dair yazılamalar, semboller görülüyordu. İzmir’in bir bölgesine ve tarihine ışık tutan bu fotoğrafları bütün görüşmelerde kullandım. Görüşmecilere fotoğrafları göstererek Çekil’in güzergâhını deşifre etmede yardım istedim. Beraber yazılamaları anlamaya, güzergâhı çizmeye başladık. Cengiz Çekil’in Şirinyer ile Alsancak arasındaki rotasından Üstteki görselin yakınlaştırılmış ve deşifre edilmiş hâli
Salt Araştırma, Cengiz Çekil Arşivi
Bu duvarların, sokakların da aslında bir tür arşiv olduğunu, kendi başına bir anlatı sunduğunu düşünüyorum. 1979’da bu mahallelerin duvarlarına yazılanlar, bize yalnızca bir sloganı değil, dönemin sol coğrafyasının nasıl kurulduğunu da anlatıyor. Çekil’in fotoğrafları bu duvarları donduruyor; benim çizimlerim ve görüşmecilerin hatıraları ise onları yeniden hareket ettiriyor. İkisi bir araya geldiğinde, sıvanın altındaki o silik iz birden okunabilir hâle geliyor.
Geziler sırasında uğradığımız kahveler de böyle bir arşiv oluşturuyor aslında. Gültepe’de sayısını hatırlayamadığım kadar çok çay içtiğim kahveler, 70’lerde yalnızca çay içilen yerler değil; altyapı sorunlarının konuşulduğu ve yıkıma karşı nasıl direnileceğinin tartışıldığı mekânlardı. Hayatın politikası gündelik yaşamın çok içindeydi.
Kapanış
Bu araştırma, İzmir’deki çeper mahallelerin (Gültepe, Yeşildere, Çiğli-Çimentepe) hafızasının küçük bir temsili… Temas edilen uğrakların ötesinde bu hafıza yerel coğrafyada canlı bir biçimde geziniyor. Araştırmacı pozisyonumun farkında olarak bu hafıza gezilerinden—ve dayanışma biçimlerinden—öğrenebileceğimiz şeyler olduğunu düşünüyorum. Hafıza gezisinin belgesel işine dönüşmesi ise bambaşka bir deneyim oldu benim için. Çalışmanın çıktısı, yani video-deneme formatında belgeselin metrajı, elimdeki materyallerin getirdiği manevi yükle birlikte gittikçe uzadı ve uzun metraj bir işe dönüştü. Sahada yaptığım çizimler, toparladığım arşiv belgeleri, sözlü tanıklıkların video kayıtları, mahalle sürüşlerinden/yürüyüşlerinden ses kayıtları gibi farklı malzemeleri bir kurguya sokmaya çalıştım. Video kayıtları olmayan dayanışma faaliyetlerinin; gecekondu inşasının, kanalizasyon kazısının görsel anlatısını el çizimi animasyonlarla yaptım. Geçmişe dair fotoğrafı olmayan o anıları güncel metotlarla göstermeye çabaladım. Yer yer bu anlatıların ağır yüküyle dolup taşsam da işin kurgusunu nostaljik bir tarih anlatısı olarak değil; geçmişin deneyimine ve somut gerçekliklerine dayanan bir umut aracı olarak düşledim.
Bir Gecede Kondular filminin fragmanı
Bu anlara eşlik edebilmiş olmak, birlikte çizebilmek ve paylaşılan pratikleri belgeleyebilmek benim için bir onurdu. Bu karşılaşmalara derin bir saygıyla yaklaşıyorum ve hafızaları, anlatıları ve çizimleriyle araştırmayı mümkün kılanlara içten teşekkürlerimi sunuyorum.
Bu araştırma, 2025 Salt Araştırma Fonları tarafından desteklenmiştir. 2025 yılının Haziran ile Aralık ayları arasındaki araştırma sürecinde eleştirileri için Seçici Kurul’a, Emre Gönlügür’e, rehberliği ve İzmir’in çeper mahallelerinin tarihine dair engin bilgisini paylaştığı için Turgay Gülpınar’a, yerel gazete arşivine ulaşmam konusunda APİKAM ve çalışanlarına teşekkür ederim.
Bir Gecede Kondular filminin posteri
Yazıdaki gezintilerin, yani saha araştırmasının, çizimlerle, animasyonlarla, sahadaki çekimlerle, ses kayıtlarıyla video-deneme işinin ötesine geçmesi sonucu Bir Gecede Kondular filmi ortaya çıktı. Bu yazıyı 17 Ekim 2026’dan önce okuyorsanız filmi izleme şansınız var. Bir Gecede Kondular, İstanbul Mimarlar Odası tarafından düzenlenen Uluslararası Mimarlık ve Kent Filmleri Festivali’nde resmî seçki dâhilinde 14 Ekim Çarşamba saat 19.15’te Beyoğlu Sineması’nda gösterilecek.
Ali Rıza Bayrak, mekân politikaları ve alternatif medya üzerine çalışan bir mimar ve akademisyendir. 2023’ten beri İzmir Ekonomi Üniversitesi Mimarlık Bölümü’nde araştırma görevlisi olarak çalışan Bayrak, araştırmalarında kentsel mekânın temsilini ve medya araçlarının mekânsal farkındalık oluşturmadaki rolünü inceliyor. Video-deneme, fotoğraf ve arşiv materyalleri aracılığıyla mekâna dair var olan anlatıları sorguluyor ve kentsel çevreye dair yeni bakış açıları geliştirmeyi amaçlıyor.