İmece Usulü Bir Festivalden Parçalar

Amira Akbıyıkoğlu

6 Ocak 2023

1 L Outil Kucukprens Assosgsfphotogoget 1. Assos Gösteri Sanatları Festivali’ne (1995) Fransa’dan katılan L’Outil grubunun <i>Yolda</i> işinden bir kare
Fotoğraf: Levent Öget
1. Assos Gösteri Sanatları Festivali’ne (1995) Fransa’dan katılan L’Outil grubunun Yolda işinden bir kare
Fotoğraf: Levent Öget
“1995 yazında yurt dışındaydım. Hüseyin Katırcıoğlu’ndan bir telefon geldi. Ekim ayında Assos’ta uluslararası bir gösteri sanatları festivali düzenlediğini ve bu festivalde benim de yer almamı istediğini söyledi. Festivalin amacı kendi dilini arayan, özgün yapıtlar üreten, dans, tiyatro ve kukla topluluklarıyla ve bu topluluklarla çalışmayı yeğleyen müzisyen, tasarımcı, plastik ve görüntü sanatçılarını bir araya getirmekti. Sahneleme mekânı olarak bir kısıtlama getirilmemişti. Gösteriler, çevrenin değişik yerlerinde gerçekleşti. Festival öncesinde Assos’ta üç hafta kalma ve prova olanağı veriliyordu. Böylece mekânla özdeşleşmiş ve çevrenin de yapıta katkıda bulunduğu gösterilerin oluşması amaçlanmıştı.”1

Koreograf, dansçı ve eğitmen Aydın Teker, 5-7 Ekim 1995’te düzenlenen ilk Assos Gösteri Sanatları Festivali’nin katılımcılarındandı. Onun kaleme aldığı bu giriş paragrafı, çağdaş gösteri sanatları dergisi gist‘te2 (2008-2009) Hüseyin Katırcıoğlu’nun (1953-1999) anısına hazırlanan dosyadaki yazısından alıntılandı.

Katırcıoğlu’nun yürütücülüğü ve kolaylaştırıcılığında düzenlenen Assos Gösteri Sanatları Festivali 1999 yılına kadar devam etti. Bu vesileyle Çanakkale’nin Behramkale köyü ve yakınlarındaki Assos antik kenti, Türkiye’nin kültür sanat haritasında ve hafızasında hatırı sayılır bir yer edindi. Bu yazı, “deli bir düşünceyi”3 gerçeğe dönüştüren festivalin hikâyesini haber kupürleri, röportajlar, gazete ve dergilerde çıkan çeşitli eleştiriler ve hatıratlar aracılığıyla yeniden değerlendiriyor. Farklı disiplinlerden kişilerin düşünce ve tartışma ortamlarında bir araya gelmeye başladığı 90’ların Türkiye sanat ortamına kısa bir bakış sunmayı amaçlıyor.

Festivalin hikâyesini ve başladığı koşulları daha iyi anlamak için 1990’lı yıllara uğramakta fayda var. Erken 90’larda İstanbul, yurt dışından şehre dönenleri4 ya da ziyarete gelenleri heyecanlandıran benzersiz bir enerji ile kanı kaynayan bir sanat ortamına sahiptir. “Kültür, sanat, performans ve eğlence tarihi açısından yeni düzenin taşlarının henüz yerine oturmadığı; serbesti sınırlarının sürekli genişletildiği; küreselleşmenin çok farklı göç dalgaları üzerinden kenti biçimlediği; kendi kültürel ifadesini arayan, farklı bir yaratıcı yerel sektörün getirdiği dinamizmin çok güçlü biçimde hissedildiği zamanlardır.”5 Kurumsallaşmanın henüz söz konusu olmadığı on yılın ikinci yarısı, genç bir sanatçı kümesinin kendi söylemsel alanını kurmaya giriştiği etkinlikleri gündeme getirir.6 Genç Etkinlik sergileri, belirli bir seçim standardı gözetmeksizin başvuruda bulunulan her projeye yer verme kararıyla genç sanatçılar için işlerini paylaşabilecekleri yegâne nefes alma alanı olur. 1995’ten 1998’e sırasıyla “Sınırlar ve Ötesi”, “Yurt-Yersizyurdsuzlaşma” ve “Kaos” kavramları odağında düzenlenen—1999’da bir kavramsal çerçeve anons edilmemiştir—dört sergiye de katılım çok yoğundur. 1996’da bir grup genç sanatçı, “artık sanat diğer bilgileri ve (disiplinleri) kullandığı gibi, estetiği de bir bilgi nesnesi olarak görebilmelidir”7 düşüncesinden yola çıkarak Disiplinlerarası Genç Sanatçılar (DAGS) Derneği’ni kurar. Bu ekibin ses getiren ilk icraati olan 1. Performans Günleri aynı yıl, dört gün süresince AKM’nin A salonununda izleyiciyle buluşur. İstanbul sanat çevresinin Genç Etkinlik, Öteki, Ah Güzel İstanbul gibi sergilerden tanıdığı isimlerin performanslarına yer verilen etkinliğe Katırcıoğlu Sofra Sanatı performansıyla dâhil olur. 1997’de tarihî Darphane-i Âmire binalarına taşınan 2. Performans Günleri‘nde “Performans Sanatı” ve “Sanatta Disiplinlerarasılık” başlıklı iki panel de düzenlenir.

Assos Gösteri Sanatları Festivali bu on yılın ikinci yarısına denk düşen önemli kazanımlardan biri olur. Dahası, İstanbul dışına çıkma cüretini göstererek iş birliği ve fikir paylaşımı içerisinde olan sanatçıların başlattığı, ticari olmayan kolektif girişimler arasında ayrıcalıklı bir yer edinir. Maalesef bu özel konumuna rağmen bireysel çabalarla muhafaza edilen arşivler, festival katılımcılarının davetli olduğu çeşitli atölye, konuşma ve söyleşiler dışında hiçbir sanat tarihsel incelemeye konu olmadı. Bugüne kadar festivale hak ettiği ilgiyi iade eden başlıca çalışma Özgül Akıncı’nın kültürel çalışmalar alanındaki yüksek lisans tezi8 olmuştur.

3 Simurg Assosgsfphotogoget Ya Da Tiyatro’nun <i>Simurg</i> oyunundan bir kare, 1. Assos Gösteri Sanatları Festivali, 1995<br />
Fotoğraf: Levent Öget
Ya Da Tiyatro’nun Simurg oyunundan bir kare, 1. Assos Gösteri Sanatları Festivali, 1995
Fotoğraf: Levent Öget


Tohumlar ve İlkeler
“Ortamdan şikâyet etmenin anlamı yok, farklı bir ortam istiyorsan kendin kuracaksın.”9
“Duyarlı, spontane ve tehlikeli”


Katırcıoğlu festival bülteni ve çeşitli söyleşilerde programı tariflerken “duyarlı, spontane ve tehlikeli”10 sıfatlarını kullanır. Bu sıfatlarla kastedileni bazı alıntılar üzerinden açmak gerekebilir.

Tiyatro… tiyatro dergisinde çıkan 1996 tarihli eleştirisinde Katırcıoğlu, dönemin çoğu tiyatrosunda şahit olduğu otantik temsili Anadolu Kitsch olarak isimlendirir. Temelini Anadolu’dan, mitolojisi ve ozanlarından alan oyunların “amaçsız bir duygusallık”ta boğulma tehlikesi olduğunu vurgular. Bu konuları ancak keskin gözlemler ve yaratıcılıkla ele alan; geçmişi şekillendirip bugün için geçerli bir boyut kazandırabilen üretimlerin fırsat yaratabileceğinden söz eder. Oysa çoğu oyun, “aktarılmaya çalışılan o derin ortak duygunun ağırlığı”ndan doğan kitsch‘in tuzağına düşmekte ya da bilerek ona sırtını yaslamaktadır.11 Bu türden bir yerelliğe karşı çıkış, küratör Vasıf Kortun’un “çok çiğnenmiş geleneksel yöre arkeolojilerinin (‘Anadolu medeniyetleri’) bir başka malzemeyle yeniden resmedilmesi”nin ötesine gitmeyen bir sanat anlayışına getirdiği eleştiride karşılık bulur.12

Bunları akılda tutup, festivalin çıkış noktasına dönmekte fayda var. Katırcıoğlu, 1995’te verdiği bir röportajda birkaç yıl önce İstanbul Festivali’yle (İstanbul Tiyatro Festivali) alakalı bir hayal kırıklığından söz açar. Alternatif oyunlara yer verilecek bir alt festival (ya da bir bölüm) hazırlanmaktadır ve seçimler kapsamında Katırcıoğlu’nun İzmir’e doğru ismiyle sunduğu oyuna sorumlu komiteden tek katılım sağlayan Dikmen Gürün olur.13 Dahası tüm çabalarına rağmen sonuç değişmemiş ve oyun seçiminde alışageldik kalıplara hapsolunmuştur. Aynı yıl TRT2 kanalının “Gündemde Sanat Var” programına konuk olan Katırcıoğlu, akademisyen ve küratör Ali Akay’la söyleşisinde festivalin tohumlarının, yönetmenliğini üstlendiği Truva Öyküsü‘yle (1993) atıldığını belirtir. Antik Truva kenti harabelerinde, Kibele Tapınağı ve etrafında sahnelenen oyun, çevre ve tiyatro dışından insanlarla kurduğu ilişki bakımından bir deneme niteliğindedir. Gösteride Assoslu gençler, İstanbul Şehir Tiyatrosu oyuncuları, yerli-yabancı dansçı ve oyuncular birlikte rol alır. Üstelik yüzyıllardır erkek kahramanların yaşadıkları odağında anlatılan öykü bu defa, kıskanç Tanrıçalar ve geride kalan yaslı kadınlar üzerinden aktarılmıştır.

Bu işin öncesini oyuncu Nadi Güler detaylandırır: “[…] 1992’de Uluslararası Tiyatro Enstitüsü’nün Türkiye’de yapılan toplantısında birkaç önemli yabancı tiyatrocu atölye çalışması yapmıştı. Bunlardan biri de Amerikalı ünlü tiyatro yönetmeni Ellen Stewart’ın Yunus Emre üzerine yaptığı çalışmaydı ve Aya İrini’de sergilenen bu proje daha sonra Ellen Stewart’ın New York’taki efsanevi tiyatrosu La MaMa E.T.C. (Experimental Theatre Club) tiyatrosuna taşındı. Bir aylık prova sürecinden sonra iki haftalık bir programda Amerikalı seyircilere sunulan gösteride farklı uluslardan oyuncular yanında Ayla ve Beklan Algan, Erol Keskin, Hüseyin Katırcıoğlu, Mustafa Avkıran, Levent Güner, Kaan Erten, Zişan Uğurlu, Aslı Öngören ve Nadi Güler yer almıştı. Village Voice ve New York Times‘ta “Şehrazat’tan beri gördüğümüz en güzel doğu masalı” cinsinde övgüler aldıktan sonra kapalı gişe oynayan oyunun ekibi ertesi yıl Çanakkale’deki Truva antik kentinde Truva Öyküsü isimli bir gösteri daha yaptı. Uzun yıllardır Behramkale Assos’ta evi bulunan Hüseyin Katırcıoğlu bu prodüksiyondan sonra Assos Gösteri Sanatları Festivali projesini hayata geçirmeye başladı.”14

2 Yunus Afis Asiyecengiz La MaMa E.T.C.’ın <i>Yunus</i> (1992) oyununun afişi<br />
Arşiv: Asiye Cengiz
La MaMa E.T.C.’ın Yunus (1992) oyununun afişi
Arşiv: Asiye Cengiz

Katırcıoğlu, hem festivalde hem de ondan bağımsız üretimlerinde taklitten sıkılan ve sakınan bir dilin üretimine önem verir. Deneysel bir alan yaratmanın peşinde olmakla birlikte, işlerin bazı ortak ilkelere dayanması ve belli bir profesyonelliğe ulaşmış sanatçı ve gruplar tarafından icra edilmesi gereklidir: “Birincisi, söze dayalı tiyatro olmamalı, çünkü söze dayalı olunca seyirci kitlesini (aynı zamanda sanatçıyı da) çok kısıtlıyorsunuz. İkincisi, mekânın sınırlamalarını aşabilen sanatçılar olmalı. Zaten günümüzün tiyatrosu da bu yolda ilerliyor.”15

Bitmiş bir işten ziyade üretim sürecinin desteklenmesi gerektiği düşüncesinden hareketle, yurt içi ve yurt dışından katılımcılar üç haftada öncesinden Behramkale’ye yerleşmeye başlar. Köye akıllarında bir fikirle gelenler olduğu gibi, işleri tamamen burada şekillenenler de vardır. Yerel halk da dâhil olmak üzere içinde bulundukları çevreyle müzakereye girişirler. Gösteri mekânlarını seçip provalara başlarlar. Bu aşamadan sonraki imece usulü çalışma biçimini ve bundan kaynaklı dinamizmi bir dizi alıntı üzerinden ayrıntılandırmak en doğrusu.

“Köylü kadınlar evlerinde kostümler dikiyor, diğer kadınlar öğle yemeğini hazırlıyor, ilkokulda dekorlar yapılıyor, oyuncular kendi mekânlarında çalışıyor, köyün bilgili yaşlıları oyuncuların oynadığı Harmandalı oyunundaki eksikleri anlatıyor; Yamaha klavyeli Japon müzisyenler Harmandalı’nın aksak ritmini algılayamıyor, parmaklarıyla notaları sayıp “impossible” diyorlar; prodüksiyon arabası bir o mekâna bir bu mekâna giderek sorunları çözüyor, prova bittiğinde oyunda beraber çalıştığımız köyün gençlerinden Süreyya’yla tarladaki ineklere su vermeye gidiyoruz, koyunları otlatıyor, akşamına yan köydeki düğüne gidip Behramkaleli gençlerle birlikte Harmandalı oynuyoruz, sonra da bize ayrılmış masada yemek yiyor, rakı içiyoruz. Köyün girişindeki eski kemerli köprünün üzerinde çoban ve koyunlarıyla projesini çalışan Aydın Teker ya da büyük bir teknenin üzerindeki tahterevanda Hintli dansçıyla dengeyi sağlamaya çalışan Mustafa Kaplan, meskûn mahalden uzaklarda tepedeki terk edilmiş bir evde Everest My Lord‘un bir versiyonunu daha yapan Kumpanya tiyatro grubu, köyün çocuklarıyla ve kuklalarla Küçük Prens çalışan Sabine Jamet […].”16

“Gösterilerin sergileneceği hafta sonu yaklaştıkça heyecan da, atölyedeki tansiyon da artıyor. Bense hüzünleniyorum. Buradaki süreç beni sonuçtan daha çok heyecanlandırıyor çünkü. Assos’a özgü bir şey bu. Üç hafta boyunca Amerikalı yönetmen Türk yönetmenin oyuncusu oluyor; Fransız dansçı köy çocuklarıyla proje yapıyor, köy çobanı koyunlarıyla bir oyunun ortasından geçip oyuncu oluyor… Hatta buraya gelirken kafasında oluşturduğu projeyi hepten değiştiren yönetmenler var. […] Ve bütün bunlarla şekillenen gösterilerin kostümleri, dekorları da burada, bu üç haftada vücut bulur.”17

Nihayet gösterilerin izleyiciyle buluşacağı gün geldiğinde amaç festivali yaşama sokmaktır: “Festival, belirli saatlerde bir gösteriye gidip, sonra normal yaşama dönmek olmamalı. […] Yani yalnızca gösteri sırasında değil, gösteriye giderken, çıktıktan sonra, sokakta dolaşırken de o coşkuyu duymalı, yani bütün bir günü sanatla geçirmelisiniz. Assos’ta bunu başarıyoruz. O üç gün boyunca sanatçısı, halkı, konukları ile herkes bu gösterilerle iç içe yaşıyor. İnsanlar oyunlar arasından koşturuyor, biri bitmeden diğerine yetişmeye çalışıyor.”18

Eşi ve en büyük iş birlikçisi Dilek Katırcıoğlu, festivali en sade şekilde özetler: “Seyirciyi ve üreten sanatçıları hikâyelerin yaşandığı gerçek ortamlara götürdü. […] Doğası ve tarihi zengin, her türlü açık alanında gösteri yapılabilen, köylülerin yardımcı ve paylaşımcı olmakla kalmayıp oyuncu da olabildiği, farklı ülke ve disiplinden gelen sanatçıların birbirini etkilediği, dekor ve kostümde yöre malzemelerinin kullanıldığı ve herkesin para almadan omuz omuza çılgınlar gibi çalıştığı bir üretim ortamı.”19

4 Aydnteker Assosgsfphotogoget Aydın Teker <i>Assos Yolu</i> [Road to Assos] işi için Behramkale ilkokulu öğrencileriyle çalışırken, 1995<br />
Fotoğraf: Levent Öget
Aydın Teker Assos Yolu [Road to Assos] işi için Behramkale ilkokulu öğrencileriyle çalışırken, 1995
Fotoğraf: Levent Öget

5 Simurg Assosgsfphotogoget 1. Assos Gösteri Sanatları Festivali (1995) hazırlıklarından fotoğraf: Levent Öget
1. Assos Gösteri Sanatları Festivali (1995) hazırlıklarından fotoğraf: Levent Öget


Bileşenler
“Assos Festivali, bildiğimiz festivallerden değil, bir grup sanat militanının imece usulü kotardığı, yoktan var ettiği bir şölen.”
20

Behramkale’deki festival, bugünkü prodüksiyon süreçlerinden farklı bir şekilde kolektif bir çabayla hazırlanır. Hüseyin ve Dilek Katırcıoğlu’nun başı çektiği festival ekibi, sosyal ortamlarda onlarla bir arada bulunan ve düşünce paylaşımı içerisinde olan sanatçı-tasarımcı-mimar-oyunculardan oluşmaktadır. Festivale yurt dışından davet edilen gruplar, dansçı ve müzisyenler de kısa sürede imece usulü çalışmaya uyum sağlarlar. Asiye Cengiz her yıl gönüllü bir çalışan olarak organizasyon ve oyunlarda yer alır. Selçuk Gürışık ve Çağla Ormanlar dekor ve kostüm tasarımlarından sorumludur. Nadi Güler, Şule Ateş, Levent Öget ve daha birçok ismin yanı sıra Katırcıoğlu’nun babası, annesi ve komşularının da dâhil olduğu sürecin önde gelen bileşeni ise yöre halkıdır. İskeleden tepedeki Athena Tapınağı’na, tüm köye yayılan sahnede ve arkasında rol alırlar. “[…] ihtiyacımız olduğu anda koşarak gelen marangoz Ahmet Emin’den Bakkal Hasan’a, lokantasını festival kantinine çevirdiğimiz İnci’den kazı profesörüne, Paşaköy’den her gün gelip dikiş makinası önüne oturan köy kadınlarına kadar geniş bir yelpazede herkes, ama herkes”21 işin ucundan tutmuştur.

En önemli sponsorlardan biri yöredeki Eden Beach ve Eden Gardens otellerinin sahibi Hilmi Selimoğlu’dur. Üç hafta boyunca sanatçıların konaklama ve yeme içme ihtiyaçlarını karşılayarak festivalin bir hayalden öteye geçmesine imkân tanır.

Sanatçı, dramatürg ve eleştirmen Emre Koyuncuoğlu’nun girişimiyle Neo-Athena isimli günlük bir eleştiri gazetesi dahi hazırlanır. Geceleri toplanıp yazılan değerlendirmelerin düzenlemesiyle son okumasını Koyuncuoğlu yapar. “[…] sayfaları sabah erkenden Dilek [Katırcıoğlu] fotokopi çekilmesi için en yakın kasaba olan Ayvacık’a yolluyor. Öğleden sonra geri dönüyor, sayfaları Hüseyin, annesi ve babası katlıyorlar. Sonra günün programı nerede başlıyorsa oraya gidip dağıtıyoruz.”22

Assos Gösteri Sanatları Festivali’nin Sonu

Sabit fonlama ve sponsorluk gibi mekanizmaların yerleşmediği bir ortamda festival finansal açıdan her sene sıfırdan başlamak durumunda kalmış ve olağanüstü çabalarla hayata geçebilmiştir. Katırcıoğlu’nun ilk festivalde altını çizdiği gibi bir festival sadece yörenin ve sanatçıların desteğiyle var olamaz; yapımcılara da ihtiyaç duyar.

İkinci yıl Tiyatro… tiyatro dergisindeki program duyurusunda Katırcıoğlu, “yıl boyunca süregelen siyasi ve ekonomik belirsizlikler nedeniyle finans bulunmasında çok zorlanılmasına rağmen” programın ancak “son anda bazı şirket ve şahısların yardımları sayesinde” gerçekleştiği bilgisini paylaşır.

Üçüncü seneye girildiğinde “uzun vadede geleceği olabilecek, artık biraz rayına oturmuş bir festival”den bahsedilebilmektedir.23 Ancak birkaç hafta sonra Cumhuriyet gazetesinde çıkan röportajda Katırcıoğlu, Assos mücadelesini bu koşullarda beşinci yılına kadar sürdüreceğini, bu sürenin bir şeylerin oturması için yeterli olması gerektiğini belirtir.24 Festival tam da planladığı gibi beş sene boyunca kesintisiz şekilde devam eder; “ne turistik ne de kendi kendini yok eden bir etkinliğe dönüşmeden”25 sonlanır.

Hüseyin Katırcıoğlu ve Festivalin Anısına:
“Hüseyin Katırcıoğlu her şeyden önce bir inşaatçıydı. Evler, ilişkiler, performanslar ve unutulmaz bir hayat inşa etti.”
26

Katırcıoğlu festivalin bitişiyle birlikte yeni projeler ve üretimlere yoğunlaşır. Tek kişilik Sünnetli (1998-1999) performansını, yeni açılan ve 2000’ler boyunca İstanbul’un önde gelen kültür-sanat-konser mekânı olacak Babylon’da gerçekleştirir; ilerleyen aylarda Avrupa’da birçok şehirde de tekrarlayacaktır. Bir yandan da Kasımpaşa’daki eski Un Fabrikası’nı Performans Sanatları Merkezi’ne dönüştürme projesiyle meşguldür. Zamansız ve kötü bir kaza sonucu, tamir etmek için çıktığı çatıdan düşerek hayatını kaybeder.

6 Assos H K Korusu Assos’taki Hüseyin Katırcıoğlu korusundan fotoğraf: Naz Erayda
Assos’taki Hüseyin Katırcıoğlu korusundan fotoğraf: Naz Erayda

7 Assos H K Korusu Soldan sağa: Nadi Güler, Ellen Stewart, Beklan Algan<br />
Assos’taki Hüseyin Katırcıoğlu korusuna yapılan ziyaretten fotoğraf: Naz Erayda
Soldan sağa: Nadi Güler, Ellen Stewart, Beklan Algan
Assos’taki Hüseyin Katırcıoğlu korusuna yapılan ziyaretten fotoğraf: Naz Erayda

*Bu yazı ilk olarak 2022’de, L’Internationale Online’ın Performing Collections (ed. Joanna Zielińska) adlı derlemesinde Fragments of a Co-op Festival başlığıyla İngilizce yayımlanmıştır.

- - -


Amira Akbıyıkoğlu, 2018’den beri Salt’ta programlar sorumlusu olarak görev yapmaktadır. Nur Koçak’ın Mutluluk Resimlerimiz (2019) sergisini sanat tarihçisi Ahu Antmen, Ardışık sergilerini (2021) küratör Farah Aksoy ile programladı. İpek Duben’in Ten, Beden, Ben sergisinde Vasıf Kortun, Farah Aksoy ve Sezin Romi ile birlikte çalıştı. Son dönem çalışmaları arasında, 1990’lar Türkiyesi’nin kültürel ortamı ile sanat üretimlerini sahne ve performans kavramları üzerinden inceleyen Sahnede 90’lar sergisi ve Türkiye Performans Araştırması 1984-1999 bulunmaktadır.
  • 1.
    Aydın Teker, "Assos Yolu," gist: Çağdaş Gösteri Sanatları Dergisi, Sayı: 2, Temmuz-Aralık 2008, s. 22.
  • 2.
    Gist dergisi, çağdaş gösteri sanatları (tiyatro, dans ve performans) alanındaki yenilikçi, yaratıcı, hayal gücünü harekete geçiren ve alternatif bir sanat anlayışını benimseyen sanatçıların çalışmalarıyla ilgili bir bellek oluşturmak üzere hayata geçirilen altı aylık bir dergidir. 1990'ların başında sürekli diyalogda olan bir ekibin süreli yayın çıkarma hayali ancak 2008'de gerçekleşmiş, fakat ilk sayısı Ocak 2008'de basılan dergi üç sayı devam etmiştir. Yayıncısı garajistanbul, yayın yönetmeni Kumpanya ekibinden Naz Erayda'dır.
  • 3.
    Hüseyin Katırcıoğlu ile söyleşi, "Assos'un taşı toprağı sahne," Pazar Radikal, 17 Ağustos 1997.
  • 4.
    Katırcıoğlu 1991'de Londra'dan İstanbul'a döner. Her gösteride değişik ülkelerden sanatçıların bir araya geleceği Ya Da Tiyatro'yu kurar. Ya Da'nın ilk oyunu, Zişan Uğurlu ve Şule Ateş'le birlikte çalıştığı Yannis Ritsos'un İsmene'si olur ve Taxim Night Park diskoda sahnelenir.
  • 5.
    Vasıf Kortun, MANASTIR web projesi, https://saltonline.org/projects/manastir/
  • 6.
    Erden Kosova ve Vasıf Kortun, Ofsayt Ama Gol!, İstanbul: Salt, 2014, s. 101.
  • 7.
    İnsel İnal, 2. Performans Günleri broşürü, 1997.
  • 8.
    Özgül Akıncı, "Remembering the Assos International Arts Festival Through the Iconic Memory of Hüseyin Katırcıoğlu: Reading the Rural-Urban Divide Through Gender, Humor and Reflexive Ethnography" (Assos Uluslararası Gösteri Sanatları Festivali'ni Hüseyin Katırcıoğlu'nun İkonik Hatırası Yoluyla Hatırlamak: Kent-Köy Ayrımını Toplumsal Cinsiyet, Mizah ve Refleksif Etnografi Yoluyla Okumak), Yüksek Lisans Tezi, Sabancı Üniversitesi, İstanbul, 2008.
  • 9.
    Hüseyin Katırcıoğlu ile söyleşi, "Komedisiz trajedi olmaz," Milliyet, 17 Şubat 1997.
  • 10.
    Emre Koyuncuoğlu, "Hüseyin Katırcıoğlu Demek 'Alternatif'i Üretmek Demektir," Tiyatro... tiyatro, Ocak 2000, s. 14.
  • 11.
    Hüseyin Katırcıoğlu, "Anadolu Kitsch," Tiyatro... tiyatro, Ağustos-Eylül 1996, s. 24.
  • 12.
    Vasıf Kortun, "Yörüngeden Çıkan: Bir Başka Beriki," 10 içinde, İstanbul: Salt, 2014, s. 26.z
  • 13.
    Gürün, ilerleyen yıllarda Assos festivallerini takip edecek ve çeşitli prodüksiyonları İstanbul Tiyatro Festivali'ne davet edecektir.
  • 14.
    Nadi Güler, "Assos Ruhu Bafa'ya," gist, Sayı: 2, Temmuz-Aralık 2008, s. 30.
  • 15.
    Hüseyin Katırcıoğlu, Aziz Çağlar ile söyleşi, "Tarih, kültür ve sanat Assos'ta," Hürriyet Gösteri, Eylül 1996, ss. 46-47.
  • 16.
    Güler, a.g.e., s. 31.
  • 17.
    Asiye Cengiz, "Festival mutfağından sesler," gist, Sayı: 2, Temmuz-Aralık 2008, s. 43.
  • 18.
    Hürriyet Gösteri, ss. 46-47.
  • 19.
    Dilek Katırcıoğlu, "Dili aramak," gist, Sayı: 2, Temmuz-Aralık 2008, s. 51.
  • 20.
    Ertan Keskinsoy, "Görsel Nane Ruhu...," Express, 9 Eylül 1996.
  • 21.
    Cengiz, a.g.e., ss. 41-42.
  • 22.
    Koyuncuoğlu, a.g.e., s. 14.
  • 23.
    Pazar Radikal, 17 Ağustos 1997.
  • 24.
    Hüseyin Katırcıoğlu, Gül Erçetin ile söyleşi, "Beklentiler arttı, olanaklar aynı," Cumhuriyet, 2 Eylül 1997.
  • 25.
    Koyuncuoğlu, a.g.e., s. 13.
  • 26.
    Zişan Uğurlu, "Hüseyin Katırcıoğlu ve yaşamı üzerine düşünmek," gist, Sayı: 2, Temmuz-Aralık 2008, s. 20.
PAYLAŞ