Doğu Akdeniz’de Karşılaşmalar

Ezgi Yurteri
14 Eylül
Okuma Süresi
3 dk.

Paul Vidal de La Blache, “Géographie d’Homère” [Homeros’un Coğrafyası]
1912 tarihli Vidal-Lablache Atlası’nın MÖ 7.-5. yüzyıllarda Akdeniz’i konu alan levhasından bir çizim
Salt Araştırma, Ali Saim Ülgen Arşivi

“Nedir bu Akdeniz? Binbir şeyin hepsi birden. Bir manzara değil, sayısız manzaralar. Bir deniz değil, birbirini izleyen birçok deniz. Bir uygarlık değil, birbiri üzerine yığılmış birçok uygarlık.” 1

Akdeniz deyince akla gelen ilk isimlerden biri Fernand Braudel. Ona göre coğrafi sınırlara, kültüre ya da etnik kökene göre ayrılmış bölgelerden fazlasıdır Akdeniz. Birbiri ardına sıralı dağlar, geçitler, boğazlar kadar ticaret yollarının, göçlerin, savaşların ve türlü karşılaşmanın biçimlendirdiği bir hareket mekânıdır. Yani dar anlamda Akdeniz’i daha geniş bir Akdeniz çerçevelemektedir. 2 Bunun için hem havzada gelişen hem de onu aşan ve etrafını kuşatan ilişkiler ağını düşünmek yeterlidir. 

Göç, Akdeniz tarihini şekillendiren dinamiklerin başında gelir. İnsanlar, fikirler, bitkiler, teknikler, nesneler ve imgeler asırlardan beri bu coğrafyada sürekli hareket hâlindedir. Ancak elbette bu hareketliliğin koşulları eşit değildir; ticaret ve kültürel etkileşimin yanı sıra kıtlık, kuraklık, salgın hastalıklar, savaşlar ve sınır rejimleri de dolaşımın koşullarını belirler. O hâlde sürekli dönüşen ve yeniden kurulan ilişkilerin oluşturduğu melez, heterojen, çok katmanlı bir topoğrafyadan söz edebiliriz. Dolaşımın kesintiye uğradığı veya yön değiştirdiği anların, kırılmaların, çatlakların izini sürmek ise hem birbiriyle çelişkili gibi görünen tarihleri açığa çıkarır hem de jeopolitik, sosyal ve ekolojik dinamikleri bir arada ele alma imkânı verir. Bu bakış, ulusal tarihlere ve büyük siyasal olaylara odaklanan süreklilik ya da kopuş eksenli anlatıların ötesine geçmeyi mümkün kılar. Dolaşımı merkeze aldığımızda, farklı ölçeklerde işleyen tarihsel süreçleri aynı ilişki ağı içerisinde düşünebiliriz.

Doğu Akdeniz üzerine, American University of Beirut’tan Ümit Fırat Açıkgöz ve Salt’tan Lorans Tanatar Baruh ile birlikte hazırladığımız yazı dizisi, İsrail’in Filistin ve Lübnan’a yönelik saldırılarının giderek tırmandığı sırada ortaya çıktı. Milyonlarca insanın yerinden edildiği; yaşam alanlarının, tarım arazilerinin, nehirlerin, ağaçların geri döndürülemez bir yıkıma uğradığı bu koşullar altında bölgenin tarihine bakmanın ne ifade ettiği kaçınılmaz olarak üzerinde durduğumuz meseleler arasındaydı. (Zira şiddetin gerçekliğinin bu denli ağır bastığı zamanlarda geçmişi anlamaya ve anlamlandırmaya çalışmak—günün aciliyetlerine doğrudan cevap vermeyen diğer her şey gibi—yersiz ya da süfli bir çaba gibi hissettirebiliyor.) Öte yandan, tam da aciliyetlere sıkıştığımız bir zamanda, bugünü de şekillendiren dinamikleri daha geniş bir tarihsel ufuk içinde ele almaya yönelik bir davetin anlamlı olabileceğini düşündük.3 Doğal ya da kaçınılmaz görünen siyasal düzenlerin, sınırların ve güç ilişkilerinin tarihsel olarak kurulduğunu, dolayısıyla daimî veya değişmez olmadığını hatırla(t)mak istedik.

Önümüzdeki aylarda davetli yazarların katkılarıyla geliştirilecek seri, 19. yüzyıl sonlarından günümüze Doğu Akdeniz’de görsel kültür, yapılı çevre, ekoloji, ekonomi, siyaset arasındaki kesişim ve etkileşimlerin izini sürmeyi amaçlıyor. Dolaşımı izlemek, mikro-tarihlere eğilmek, insan ve insan olmayan aktörleri birlikte düşünmek ve ulusal tarihlerin ötesine bakmak yazıların ortak zeminini oluşturuyor. Topluluklar, fikirler, nesneler ve mekânlar üzerinden kurulan anlatılar; sömürgeci pratikler, sınır politikaları, ekolojik yıkım ve süregiden savaşlarla da bağlantılı bir ilişkiler ağını ortaya koyuyor.

Tohumların Akdeniz’in sınırlarını aşan yolculuğundan yüzyıllardır bölgede kök salmış bitkilerin değişen toprak, emek ve gıda politikalarıyla ilişkisine, muhalif bir sürgünün hikâyesinden hem sömürgeciliğin hem de ulusötesi etkileşimlerin izini taşıyan mimari yapılara uzanan seri, ortak tarihsel süreçleri ve özgül deneyimleri birlikte kavramanın anahtarlarını sunuyor. Böylece, göz ardı edilen tarihleri, görünmez kılınmış hafızaları ve kıyıda kalmış anlatıları açığa çıkarıyor.

Düşüncenin gelişebileceği yeni patikalar açması, özgün sorulara ve üretken tartışmalara vesile olması dileğiyle.

 

Paylaş