Salt Araştırma'da Mazruf Edebiyat Arşivi
Ebrar Başyiğit
14 Ekim 2025
Gülsün Karamustafa ve Füruzan, 43. Uluslararası Cannes Film Festivali, 1990
Salt Araştırma, Gülsün Karamustafa Arşivi
Salt Araştırma, Gülsün Karamustafa Arşivi
Ebrar Başyiğit, bu yazısında Salt Araştırma’daki muhtelif arşiv koleksiyonlarında yer alan, Türkçe edebiyat ile ilişkili kaynakları derledi. Erken Cumhuriyet dönemi kültür ve edebiyat tartışmalarına yön veren dergi ve gazetelerden Feridun Fazıl Tülbentçi Arşivi’ndeki yazar biyografilerine, günümüz edebiyatçılarının üretimlerine dair ipuçları barındıran konuşma kayıtlarından sinema-edebiyat etkileşimine ışık tutan Gülsün Karamustafa Arşivi’ne, geniş bir fikrî mecra oluşturan ve farklı dönemlere uzanan kaynakları inceledi.
Salt Araştırma’daki arşiv malzemeleri, 19. yüzyıldan 21. yüzyıla uzanan, Osmanlı Türkçesi, Türkçe, Fransızca, Arapça, Almanca ve başka dillerde belgeleri barındırıyor; kupür, fotoğraf, çizim, mektup, kartpostal ve daha birçok kategoride çeşitleniyor.1 Salt’a emanet edilen, bağışlanan veya müzayedeler yoluyla ulaşan belgeler, Salt Araştırma ekibinin titiz çalışmalarıyla tasniflenip dijitalleştiriliyor ve çevrimiçi erişime açılıyor. Arşivler sanat, mimarlık, tasarım, kent, toplum ve ekonomi alanlarına yoğunlaşıyor.
Salt Araştırma’da Türkçe edebiyata ilişkin özel bir başlık bulunmuyor. Ancak kataloglama sırasında belgeyle ilişkilendirilmiş anahtar kelimeler2 karşınıza kapsamlı bir döküm çıkarıyor ve farklı koleksiyonlardan edebiyatla ilişkili birçok belgeyi birlikte görüntüleme imkânı sağlıyor. Edebiyat alanında araştırma yaparken Salt Araştırma’daki arşivlere başvurmak, nihai ürün kabul ettiğimiz eserlerin üretim koşulları, yazarların hayatı, diğer sanatçılarla kurdukları bağlar hakkında yeni bilgilerle karşılaşmayı olanaklı kılıyor. Yeni karşılaşmalar ise edebî yapıtlar ve edebiyat tarihlerine farklı bakış açıları getiriyor. Bu yüzden, yazıda Salt Araştırma arşivlerinin edebiyatla temas eden taraflarını göstermeye çalışacağım. Salt’ta çalıştığım sürede arşivle hemhâl olurken fark ettiğim ve Türkçe edebiyat araştırmaları için değerli birer referans olduğunu düşündüğüm belgeleri; geç Osmanlı ile erken Cumhuriyet döneminden dergi ve gazeteler, yazar/şair biyografileri, günümüz edebiyatçılarının İstanbul’la kurduğu ilişkilere dair ipuçları veren konuşma dökümleri ve sinema-edebiyat etkileşimi olmak üzere dört bölümde inceleyeceğim.
Edebiyattan Dizgiler: Dergi ve Gazeteler
Edebiyat eserlerine bir mecra ve bağlam kazandıran dergi ve gazeteler, eserlerin yazıldığı dönemlerdeki edebiyat çevrelerine, tartışmalarına ve yazarların faaliyetlerine dair pek çok veri barındırıyor. Aynı zamanda dönemin sosyopolitik konjonktürü, toplumsal ve kültürel dinamikleri hakkında bilgi veriyor. Salt Araştırma, Türkçe edebiyat araştırmalarına yön veren dergi ve gazetelere ulaşmak için önemli başvuru kaynaklarından biri mahiyetinde. Kent, Toplum ve Ekonomi Arşivi bünyesindeki koleksiyonlar, son dönem Osmanlı basını ile Cumhuriyet basınında yer edinmiş süreli yayınları çevrimiçi inceleme fırsatı sunuyor. Detaylı kataloglar ve yüksek çözünürlüklü imajlar sayesinde, günümüzde yayın hayatına devam etmeyen pek çok dergi ve gazetenin sayılarını okuyabiliyoruz. Osmanlı Türkçesi, Türkçe, Almanca, Fransızca dillerinde; İstanbul, Trabzon, Paris, Berlin gibi farklı şehirlerde basılmış yayınlarda edebiyattan mizaha, siyasetten iktisada pek çok içerikle karşılaşıyoruz. Bunlar arasında bulunan Servet-i Fünûn, Yeni Adam, La Boz de Türkiye dergilerinden ve Boşboğaz ile Güllabi, Petit Journal, The Illustrated London News gazetelerinden kısaca bahsedeceğim.
1891-1944 yıllarında çıkan Servet-i Fünûn dergisinin Salt Araştırma’da 468 nüshası yer alıyor. Tevfik Fikret, Cenap Şehabettin, Ali Ekrem gibi yazarların başı çektiği Edebiyât-ı Cedîde topluluğunun aktif olduğu dönem (1896-1901) dâhil, 1892 ile 1925 yılları arasında yayımlanmış pek çok sayıyı kapsıyor. Bilindiği üzere, derginin içeriği bilimden sanata, edebiyattan mimariye çok renkli bir yazı dünyasına sahip. Dijitalleştirilmiş kopyalar sayesinde, döneminin yenilikçi basım tekniklerini kullanan dergideki siyah-beyaz ve renkli fotoğraflara, illüstrasyonlara neredeyse elimizdeymiş gibi bakabiliyoruz. Elbette ki Servet-i Fünûn gibi meşhur bir derginin dijitalleştirilmesi yalnızca Salt Araştırma tarafından yapılmadı. Örneğin Boğaziçi Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nün de TÜBİTAK iş birliğiyle hayata geçirdiği bir veritabanı çalışması mevcut. Farklı veritabanlarının olması, dijitalleştirme çalışmaları arasında karşılaştırmalar yapılmasına da olanak sağlıyor.

1934-1979 yıllarında faaliyet gösteren Yeni Adam dergisinin ise Salt Araştırma’da 525 sayısı muhafaza ediliyor. İsmail Hakkı Baltacıoğlu’nun çıkardığı ve baş muharrirliğini yaptığı dergide edebiyat, kültür ve düşünce yazılarının yanı sıra şiirler, öykü ve roman tefrikaları, yazarlarla söyleşiler, çeviriler ile karikatürlere yer veriliyor. Ayrıca dünya edebiyatı ve yazarlarını araştıran makalelere, okur köşelerine, edebiyat anketlerine, dil devrimi ve Türkçe edebiyatla alakalı tartışmalara alan açılıyor. Dergiye katkıda bulunanlar arasında Ahmet Hamdi Tanpınar, Nurullah Berk, Bedri Rahmi Eyüboğlu, Fikret Adil ve daha nice yazar yer alıyor. Ayrıca Abdülhak Hamit Tarhan, Halit Ziya Uşaklıgil, Yahya Kemal, Tevfik Fikret, Ahmet Haşim gibi Türkçe edebiyatın kurucu isimlerine ithaf edilmiş sayılar öne çıkıyor. Türkiye Cumhuriyeti ve kurumları şekillenirken, ideolojik çekişmelerin yaşandığı bir ortamın izdüşümünde edebiyatın biçimlenme süreci gözlemlenebiliyor. Derginin içeriğinden, edebiyatın ve onu çevreleyen kültürel yaşamın izini sürebiliyoruz.

Erken Cumhuriyet dönemine tanıklık eden bir başka yayın, La Boz de Oriente [Doğu’nun Sesi] (1931-1939) ve devamı niteliğindeki La Boz de Türkiye [Türkiye’nin Sesi] (1939-1949). Kendini “ictimaî, ilmî ve edebî mecmua” olarak tanıtan dergi, 1930’lar ve 40’lar Türkiye’sinin sosyopolitik ortamının bir ürünü olarak görülebilir. Edebî içeriği geri planda kalsa da dönemin edebiyat bağlamını araştıranlar için referans olma potansiyeli taşıyor. İstanbul Yahudileri tarafından iki haftada bir çıkarılan dergi, Yidiş, Türkçe, Ladino, Fransızca olmak üzere dört bölümden oluşuyor. Hem Türkiye’de olanlar hem de Yahudi diasporasını yakından ilgilendiren II. Dünya Savaşı, Holokost, Filistin’de İsrail Devleti kurma planları hakkında haberler bulunuyor. 226. sayısının ardından dergi, sahibi Avram Kohen’in vefatıyla okurlarına veda ediyor.3 Salt Araştırma’da, tamamına yakınının yıllara göre düzenlenmiş kopyaları ve kataloğu mevcut.


Kent, Toplum ve Ekonomi Arşivi’ndeki “Gazeteler” kısmında ise Akbaba, Dalkavuk, Çıngıraklı Tatar, Geveze, Tarihten Çizgiler gibi mizah gazeteleri ile Basiret, Osmanlı Ziraat ve Ticaret, Le Réveil gibi ekonomi gazetelerinden kupürler bulunuyor. Edebiyat penceresinden baktığımda, Boşboğaz ile Güllabi, Le Petit Journal, Le Petit Parisien, The Illustrated London News gazetelerinin, dönemin yazarları ve Türkiyat çalışmalarıyla olan bağları dolayısıyla önemli olduklarını düşünüyorum.
Hüseyin Rahmi Gürpınar ve Ahmet Rasim tarafından, 6 Ağustos-14 Aralık 1908 tarihlerinde haftada iki defa çıkarılan Boşboğaz ile Güllabi‘nin 36 sayısı da arşivde mevcut. 2003’te Turgut Kut Koleksiyonu’ndan ödünç alınarak dijitalleştirilen gazetenin her nüshası, siyah-beyaz dört sayfadan oluşuyor. Gazetenin muhavere, müktesebat, muharrerât, havadis, mektuplar, sözlük, tefrika bölümlerine karikatürler eşlik ediyor.
1842’de yayımlanmaya başlayan, dünyanın ilk resimli gazetesi The Illustrated London News‘un arşivde yedi kaydı bulunuyor. Edhem Eldem Koleksiyonu’ndan ödünç alınarak arşive eklenen belgeler, 1869-1877 yıllarında Osmanlı ve İstanbul’a dair haberler ile gravürleri kapsıyor. Tersane Konferansı, Meşrutiyet ve Osmanlı-Rusya Savaşı gravürlerin konusunu oluşturuyor.
1863’te kurulan ve bir dönem Paris’in en çok satan gazetelerinden biri olan Le Petit Journal‘in ise 1900 ile 1916 yılları arasında çıkan “resimli ek” sayfalarından arşivde dokuz kayıt yer alıyor. 1900 yılının Paris Dünya Fuarı’nda Osmanlı Pavyonu, II. Abdülhamid ile V. Mehmed yönetimleri, Mısır ve Selanik vilayetleri, Balkanlar’daki isyanlar ve Osmanlı’da Müslüman kadınların statüsü, illüstrasyonlarda öne çıkan konular arasında. The Illustrated London News gibi Le Petit Journal de Avrupa basınındaki “Türklük” imajına ışık tutarken, Türkçe edebiyatta öne çıkan meselelerden biri olan Doğu-Batı etkileşimine dair ilginç malzemeler veriyor.

Edebiyattan Haberler: Feridun Fazıl Tülbentçi Arşivi
Edebiyat araştırmaları için Salt Araştırma’daki en zengin kaynaklardan biri Feridun Fazıl Tülbentçi Arşivi. Gazeteci, radyo programcısı, şair ve yazar Feridun Fazıl Tülbentçi’nin (1912-1982) arşivi, Osmanlıca ve Türkçe mektup, dergi, gazete sayfalarından fotoğraf ve illüstrasyonlara geniş bir yelpazeyi içeren 13 bin belgeden mürekkep. Koleksiyondaki kupür ve zarflar, Tülbentçi’nin kendi yazılarının yanı sıra önemli bulup gazetelerden kestiği yazıları, görselleri bir araya getiriyor.
1930’lu yıllarda yazı hayatına başlayan Tülbentçi’nin arşivi, hem geç Osmanlı döneminden etkileyici vakalara, şahsiyetlere hem de Cumhuriyet’in ilk yıllarının tanıkları ve yön vericileri olan yazarlara dair kapsamlı bir külliyat ihtiva ediyor. Yazarların biyografilerine, eserlerine, kültür ve edebiyat tarihindeki konumlarına ışık tutması dolayısıyla arşivin Türkçe edebiyat açısından değerlendirilmesi elzem. Arşiv kayıtları, değişen tarihsel konjonktürde edebî üretimlerin izini sürüyor ve kanonik edebiyat tarihlerine girmemiş detayları içeriyor. Tülbentçi’nin “Geçmişte Bugün”, “Ünlü Türkler”, “Edebiyatçılarımızı Tanıyalım”, “Edebî Portreler” yazı dizileri ile arşivine kattığı diğer gazete ve dergi yazıları, Tanzimat, Servet-i Fünûn, Fecr-i Âti ve erken Cumhuriyet edebiyatına damgasını vurmuş pek çok yazarı inceliyor. Bu bölümün devamında, Tülbentçi’nin arşivinde biriktirdiği malzemede öne çıkan edebiyatçılardan kısaca bahsedeceğim.
Tülbentçi, 1970’te “Ünlü Türkler” adlı radyo programı için yazdığı bir metinde Tanzimat edebiyatının kurucu figürlerinden Şinasi‘nin (1826-1871) çocukluğu, eğitimi, Paris yılları, gazeteciliği ve edebiyattaki yükselişini aktarıyor. Şinasi’nin, annesi Esma Hanım’a yazdığı mektuba, Osmanlı yönetici sınıfıyla ilişkilerine ve matbaacılık faaliyetlerine dikkat çekiyor. Ahmet Rasim’in 1905’te Hayat Mecmuası‘nda ve Ebuzziya Mehmed Tevfik’in 1911’de Mecmua-yı Ebuzziya‘da Şinasi hakkındaki yazdıkları şairin hayatına ve edebiyatına ışık tutuyor. Tülbentçi, 13 Eylül 1949’da Şinasi’nin 78. ölüm yıldönümü vesilesiyle “Geçmişte Bugün” köşesinde de Şinasi’yi anmış. Refi Cevat Ulunay’ın 1960’ta Milliyet gazetesinde çıkan yazısı ise Şinasi’nin kayıp mezarını ve İstanbul Teknik Üniversitesi’nin Gümüşsuyu Yerleşkesi’ndeki bir odada atıl şekilde bekleyen büstünü dönemin okurlarına hatırlatıyor.
Tülbentçi imzalı radyo programları ve köşe yazılarında değinilen edebiyatçılar arasında Namık Kemal‘in (1840-1888) büyük bir yer kapladığını görüyoruz. “Hürriyet kartalı”, “vatan şairi” gibi lakaplarla anılan Namık Kemal, cumhuriyet ve ulus fikirlerinin öncülerinden kabul edilerek yüceltiliyor. Örneğin 12 Aralık 1940 tarihli Tasvîr-i Efkâr gazetesindeki yazıda, Namık Kemal’in yüzüncü doğumgününü yâd ediliyor ve kuruluşundan itibaren yazarlık yaptığı bu gazeteyle ilişkisi anlatılıyor. Şairin yüzüncü doğum günü münasebetiyle Cumhuriyet, Vatan, Haber, Hakikat, Ulus, Vakit, Tan, Son Posta, Son Telgraf gibi birçok gazetede yazılar yayımlanmış. Aralarında Yahya Kemal, Mithat Cemal Kuntay, Hakkı Tarık Us, Ahmet Hamdi Tanpınar, Mehmet Kaplan, Suat Derviş ve Refik Halid Karay’ın bulunduğu pek çok yazar, Namık Kemal’in kişiliği, ideolojisi, edebiyatı üzerine görüşlerini ve hatıralarını kayda geçirmiş. Necmettin Halil Onan, Namık Kemal’in 1940’a dek bilinmeyen Talim-i Edebiyat Üzerine Bir Risale‘sinin yayımlanacağını müjdeliyor ve eserin nasıl gün yüzüne çıktığını açıklıyor. Tülbentçi, şairin doğum ve ölüm yıldönümlerinde kaleme aldığı “Geçmişte Bugün” makalelerinin yanı sıra “Ünlü Türkler” radyo programının bir bölümünü Namık Kemal’e ayırıyor. “Geçmişte Bugün” yazılarında Namık Kemal’in arkadaşlarıyla Paris’e kaçışı, İbret gazetesini çıkarması ve Midilli Adası’ndaki sürgün dönemi özellikle anılıyor. Ayrıca arşivde, Namık Kemal’in annesi Fatma Zehra Hanım, babası Mustafa Asım Efendi, oğlu Ali Ekrem Bolayır ile torunu Numan Menemencioğlu hakkında bilgilere de rastlanıyor.


Divan edebiyatından beslenen şiirlerinde özgün bir üslup geliştiren, fakat çağdaşlarından daha az tanınan Şair Nigâr Hanım (1862-1918) hakkında Tülbentçi’nin arşiv kayıtları da sınırlı. Toplumsal hayattaki aktif rolü ve kadın dergilerindeki düşünce yazılarıyla kadınların özgürleşmesi için çalışan şair, arşivde birkaç fotoğraf ve ölümünden sonra kaleme alınmış yazılar ile yer alıyor. Abdülhak Şinasi Hisar, 1956’da Türk Yurdu dergisinde çıkan yazısında, hatıralarından yola çıkarak Rumelihisarı’ndaki yalılarına komşu oturan Nigâr Hanım’ın şairliğini, akşamları yaptığı kayık gezilerini anlatıyor.
Arşivde, Türkçe edebiyatın modernleşme sergüzeştinde ilklere imza atan hikâye ve roman yazarı Sami Paşazade Sezai‘ye (1859-1936) ait pek çok fotoğraf ve yazı bulunuyor. Yazarın çocukluğunda, Londra ve Madrid elçiliklerinde görev yaptığı dönemde ve ölümüne yakın tarihlerde Kadıköy’deki evinde çekilmiş fotoğrafları mevcut. 1924’te Servet-i Fünûn dergisinde çıkan “Hitâb-ı İftitahı” yazısı ile 1927’de Yeni Kitap dergisinde yayımlanmış bir mülakatı arşiv kayıtlarında yer alıyor. Ayrıca yazarın vefatının ardından 1936’da Yedigün gazetesinde çıkan bir habere ve Tülbentçi’nin 1946’da “Geçmişte Bugün” köşesinde yazdığı kısa biyografiye rastlıyoruz. Sezai’yi Türk edebiyatında bir merhale veya kısa öykünün mucidi olarak konumlandıran belgelerde hem günümüzde kalıplaşmış ifadeler hem de unutulmuş bilgiler takip edilebiliyor.

Eserlerinde Doğu-Batı, kadın-erkek, toplum-birey ilişkilerini irdeleyen, milliyetçi ve anti-emperyalist tutumuyla bilinen Halide Edib Adıvar (1884-1964), arşivde karşımıza çıkan figürler arasında. Tülbentçi’nin yazdığı biyografik metinlere, yazarın Üsküdar Kız Koleji’ndeki öğrencilik dönemi, İngiltere seyahati, Kurtuluş Savaşı ve en önemli romanlarını yazdığı yıllardan fotoğraflar eşlik ediyor. Ayrıca Yedigün, Die Woche gibi gazetelerden alınmış haberlerde, Halide Edib’in siyasetçi, asker, yazar kimliklerinin bazen kahramanlaştırıcı bazen cinsiyetçi bir dille yansıtıldığı görülüyor.


Türkçe edebiyatın ana akım çizgilerine uymayan popüler yazarı Hüseyin Rahmi Gürpınar‘ın (1864-1944) da arşivde çok sayıda kaydı bulunuyor. Gürpınar hakkında çıkan yazılara, yazarın Mısır seyahatinde, Heybeliada’daki köşkünde, yazarlar jübilesinde ve milletvekilliği döneminde çekilmiş fotoğrafları eşlik ediyor. 1928’de Resimli Perşembe dergisinde çıkan “Gençler, Yaşayan Büyüklerinizi Tanıyınız” yazısı, Tülbentçi’nin 1950 ve 1955 tarihli “Geçmişte Bugün” yazıları ile 1969’daki “Ünlü Türkler” radyo programı Gürpınar’ın hayatını büyük bir merakla irdeliyor. Yazarın Aksaray’da geçen çocukluğunu, 12 yaşında ilk romanını kaleme almasıyla başlayan uzun yazarlık yolcuğunu, Ahmet Mithat’la tanışmasını, çok beğenilen Şık ve İffet romanlarını, Boşboğaz ile Güllabi dergisiyle Ben Deli Miyim? romanının mahkemeye taşınması konu ediliyor. Mecdi Sadreddin’in 1927’de Yeni Kitap dergisi; Naci Sadullah’ın 1934’te Yedigün gazetesi için yazarla yaptığı söyleşiler önemli bilgiler sunuyor. Gürpınar’ın natüralizm ile en sevdiği yazar Mahmut Yesari üzerine görüşleri, hakkında çıkan olumsuz eleştirilere yanıtları ve okurlarından aldığı mektuplar, röportajlara konu oluyor. Refik Ahmet Sevengil 1934’te, Hüseyin Rahmi’nin roman kahramanlarını yaratırken halkın içinden ilham aldığı gerçek kişiler üstüne yazıyor. 1936’da, Hüseyin Rahmi ile Miralay Hulusi’nin yârenliğini anlattığı yazısı ise Yedigün gazetesi sayfalarında neşrediliyor. Tüm bu belgeler, Gürpınar’ın biyografisine ve edebiyatla kurduğu ilişkiye dair detayları muhafaza ediyor.

Edebiyattan Konuşmalar: Voyvoda Caddesi Toplantıları
Osmanlı Bankası Arşiv ve Araştırma Merkezi’nin (OBAAM) 2000 yılında başlattığı Voyvoda Caddesi Toplantıları, 2002’ye kadar iktisadi konulara yoğunlaşırken, 2003’ten sonra konu yelpazesini genişleterek sanatçı, yazar ve akademisyenlerin söz aldığı bir platform hâline gelir. OBAAM Arşivi’nin “Programlar” bölümünde deşifreleri bulunan toplantıların içeriği, İstanbul’da yaşamış ve üretmiş olmakta ortaklaşır. Ayfer Tunç, Şebnem İşigüzel, Herkül Millas, Füruzan, Mario Levi, Hulki Altunç, Murathan Mungan, Tahsin Yücel, Selim İleri, Roni Margulies ve Fatih Özgüven, 2003-2009 yıllarında düzenlenmiş konuşmalara katılanlar arasındadır. Bu bölümde, günümüz yazarlarının İstanbul’la kurdukları bağı ve Türkçe edebiyata katkılarını anlamak açısından her biri önem arz eden bu konuşmaların bir kısmına değineceğim.
Bir Şehre Gidememek, İstanbul Bir Masaldı, İçimdeki İstanbul Fotoğrafları gibi doğrudan kentle diyalog kuran romanların yazarı Mario Levi, “Bir Yazar Gözüyle İstanbul’un Renkleri, Sesleri…” (2004) konuşmasında İstanbul’un eserlerine nasıl kaynaklık ettiğini, kentin yitirdiklerini anlatıyor. Yazmaya başlamasının, İstanbul’un etnik ve “etik” azınlık topografyalarını yazıya dökme istediğinden kaynaklandığını belirtiyor. Öte yandan İstanbulluların ortak kayıp duygusuna parmak basıyor.
Fatih Özgüven, “İstanbul’da Sinema, Sinemada İstanbul” (2004) konuşmasında İstanbul’u bilhassa Batılı yönetmenlerin gözünden anlatan filmlere değiniyor: Patrice Leconte’ın La fille sur le pont [Köprüdeki Kız] (1999) filmi gibi. Halit Refiğ’in Gurbet Kuşları (1964), Lütfi Ömer Akad’ın Vesikalı Yârim (1968), Ömer Kavur’un Ah Güzel İstanbul (1981), Sinan Çetin’in 14 Numara (1985), Zeki Demirkubuz’un Yazgı (2001) gibi melodramatik filmlerde İstanbul mekânlarının yoğun duygularla eşleştiğini saptıyor. 1980’lerden sonra çekilmiş, İstanbul Kanatlarımın Altında (1996) gibi filmlerinse nostaljik bir nesneye dönüşmüş kent imgesini anlattığını ileri sürüyor. Bir de Orson Welles’in Journey into Fear [Korkuya Yolculuk] (1943), Kutluğ Ataman’ın Karanlık Sular (1995), Ferzan Özpetek’in Hamam (1997) filmlerinden yola çıkarak polisiye tarafı ağır basan ve mistik, tekinsiz bir İstanbul portresi çizen filmlerden söz ediyor. Sinemadaki İstanbul anlatılarına merak duyan okurlar bu kayıttan beslenebilir.
“Ben İstanbul’un Doğumlusuyum” (2008) konuşmasında Füruzan, İstanbullu olma hissini yaşatan ve yok eden gerçekliklerden bahsediyor. Sokakların, çay ocaklarının, esnaf jargonunun şehir sakinlerine İstanbul’da olduklarını hatırlattığını; hava kirliliğinin, denizlerin doldurulmasının, AVM’leşmenin ise talan edilen ve yitirilen İstanbul’u anımsattığını belirtiyor. Öyküleriyle tanınmasının yanı sıra senarist ve yapımcı da olan Füruzan, şehrin vazgeçilmez dokularını, yitirilme ihtimallerine direnerek, ürettiği filmlerde kaydetmeye çalışmış. Bunun için, Benim Sinemalarım (1990) filmini çekerken, filmin mekânlarından biri olan Süreyya Sineması (bugünkü Süreyya Operası) binasındaki ornamentlerin veya Süreyya Plajı’nın kapısındaki kabartma resimlerin kameraya alınmasına özen göstermiş. Ne yazık ki bu kısımlar post-prodüksiyon aşamasında filmden çıkarılmış. Diğer yandan, Gecenin Öteki Yüzü (1987) dizisinin çekimleri için bir film platosu yerine çok sevdiği Gedikpaşa semtinde ekibiyle mekân araştırması yapmayı tercih etmiş. Tarihî mimariye sahip evlerin iş atölyelerine dönüştürüldüğünü üzülerek gözlemlemiş. Hâlbuki Füruzan’ın gözünden, çok değer verdiği İstanbulluluk duygusu şehrin hafızasının korunmasıyla, rant yerine şehrin tarihini ve insanı merkeze alan bir kent anlayışıyla yeşerebilir ancak.
Hulki Altunç ise “İstanbul’u Bul Bana” (2008) konuşmasında eski İstanbul isimlendirmeleri ve alışkanlıklarına dair anekdotlar paylaşıyor. Kadıköy’de doğup büyüyen Altunç, semt sakinlerinin “Salıpazarı”, “Papazın Çayırı”, “Papazın Bağı” isimlerini taktığı pazarın panayırlara benzediğini anımsıyor. “İskele Lokantası” veya “Moda Park Lokantası” adlarıyla anılan Koço’daki Aya Ekaterini Ayazması ile Moda Plajı’nda artık üzerinden yol geçen pınarın hikâyesini anlatıyor. Pera ve Nişantaşı’nda ikamet eden İstanbulluların yazlarını geçirdiği, Kadıköy kıyısından Pendik kıyısına uzanan sayfiye yerlerinden bahsediyor. Kadıköylü her çocuğun en sevdiği aktivitelerden biri olarak Kurbağalıdere’de balık tutmaktan, eski İstanbul’un dağarcığına girmiş pek çok kelime ve günlük rutinden söz ediyor.
Kadıköylü bir başka yazar, çok yakın zamanda kaybettiğimiz Selim İleri, “Anılar Arasında İstanbul” (2008) konuşmasında yaşadığı apartmanlar, gittiği okullar üzerinden, çocukluğundan yetişkinlik dönemine şahit olduğu İstanbul’u iyisiyle kötüsüyle hatırlıyor. Kadıköy ve Cihangir’in, İstanbul’un diğer semtlerine kıyasla nispeten aynı kaldığını düşünüyor. Buna karşılık İstanbul’un geçirdiği hızlı değişimlerin, İleri’nin anılarında büyük yer kaplayan Kadıköy plajlarını ve Cihangir’deki Ege Bahçesi’ni tahrip etmesinden, edebiyatımızda yer etmiş mekânların, mimari eserlerin yıkılmasından, unutulmasından büyük üzüntü duyuyor. Kentlilerin, sit alanlarını imara sokmayı hedefleyen planlar karşısında gösterdikleri dayanışmadan ve yeni tartışmalar açmalarından ise umutla bahsediyor.
Yine çok yakın tarihte, 2023’te aramızdan ayrılan Roni Margulies, “Bir Hayat, Bir Şiir, İki Kent” (2009) konuşmasında Cahit Külebi’nin eserleri ile kendi şiirlerinde paralellik gösteren göç olgusu üzerinde duruyor. Margulies’e göre değeri fark edilmemiş bir şair olan Külebi’deki cevher, “kemiklerinde hissettiği” duyguları yazması, sade ve vurucu bir anlatı kurmasıyla ilişkilidir. Külebi’nin “İstanbul” ve “Tokat’a Doğru” şiirleri, Margulies’in “İki Kentin Öyküsü” şiirine benzer şekilde göç edilen şehre alışmaya çalışırken geride bırakılan yere duyulan özlemi anlatır. 17 yaşında Londra’ya göç eden Margulies’in şiirlerinin merkezinde çocukluğunun, Robert Kolej yıllarının İstanbul’una beslediği nostaljik hisler vardır.
Ayfer Tunç ise “Herkes Kendi Şehrinin En İyi Âşığıdır” (2009) konuşmasında, toplumsal hafızamızda yer eden İstanbul ve Ankara imgeleri arasında tezatlıklar kuruyor; sözcükler, edebiyatçılar, ressamlar, sosyal sınıflar, âşıklar üzerinden iki şehre yakıştırmalar yapıyor. Örneğin ona göre İstanbul aforizmalar; Ankara atasözleri ve deyimlerdir. İstanbul Tolstoy’un Anna Karenina’sı veya Gustav Flaubert’in Madame Bovary‘si; Ankara Dostoyevski’nin Suç ve Ceza’sıdır. İstanbul Yahya Kemal, Ahmet Hamdi Tanpınar, Küçük İskender’dir; Ankara Yakup Kadri Karaosmanoğlu ya da Barış Bıçakçı. İstanbul Cihat Burak; Ankara Turan Erol’dur. İstanbul alt, orta, üst sınıfların heterojen karışımıyken, Ankara orta sınıftır. İstanbul sınıf kompleksine; Ankara Oedipus kompleksine yazgılıdır. İstanbul aşkından deli olunan sevgili; Ankara masum nişanlıdır. Ayfer Tunç’un iki şehri imgeleminde neden böyle konumlandırdığı, arşiv kaydında ayrıntılarıyla bulunabilir.
Herkül Millas, Türk ve Yunan Romanlarında “Öteki” ve Kimlik (2005) kitabından yola çıkarak yaptığı “İstanbul Romanlarında Azınlıkların Maceraları: 1872-2003” (2009) konuşmasında, azınlıkların İstanbul’da geçen romanlardaki olumlu, olumsuz, stereotipik ya da nostaljik temsillerine odaklanıyor. Millas’a göre azınlıklar, İttihat ve Terakki Fırkası’nın iktidarına kadar Şemsettin Sami, Ahmet Mithat, Sami Paşazade Sezai, Recaizade Mahmut Ekrem, Saffet Nezihi, Halit Ziya gibi yazarlarca olumlu resmedilir. Hüseyin Rahmi Gürpınar ve Ömer Seyfettin gibi, edebî kariyeri Osmanlı’nın son döneminde başlayıp Cumhuriyet’in ilk yıllarında sürmüş geçiş dönemi yazarlarının romanlarındaysa olumsuz resmedilen azınlık karakterler yaygınlaşır. Yakup Kadri, Aka Gündüz, Sadri Erdem, Attila İlhan, Tarık Buğra, Turhan Tan ve Feridun Fazıl Tülbentçi gibi yazarların eserlerinde azınlıklar, millî roman akımı ve hâkim milliyetçi ideolojinin etkisiyle olumsuz tasvir edilir. Halikarnas Balıkçısı, Kemal Tahir ve Yılmaz Karakoyunlu romanlarında Anadoluluk asıl ortak paydadır ve azınlıklar toplumun bir paydaşı olarak görülür. Sosyalist yazarlar Nâzım Hikmet, Orhan Kemal, Suat Derviş, Vedat Türkali, Sabahattin Ali ve Fakir Baykurt’un eserlerinde azınlıklar müşterek bir özgürlük mücadelesinin özneleri olarak olumlanır. Millas’ın hümanist anlayışa örnek gösterdiği Reşat Nuri Güntekin, Sait Faik Abasıyanık, Hafit Refiğ, Necati Cumalı, Adalet Ağaoğlu, Nezihe Meriç, Ahmet Altan, Oğuz Atay ve Ahmet Eroğlu romanlarında karakterlerin etnik kökenleri, dinleri önemli değildir. Feride Çiçekoğlu’nun Suyun Öte Yanı (1992), Oya Baydar’ın Erguvan Kapısı (2004) ve Demir Özlü’nün kitaplarında, Nedim Gürsel’in Boğazkesen (1995), Orhan Pamuk’un Benim Adım Kırmızı (1998) ve Kemal Anadol’un Büyük Ayrılık (2003) romanlarında azınlıklar nostaljik bir iyimserlikle hatırlanır. Bilge Karasu, Sevgi Soysal, Aslı Erdoğan, Ahmet Ümit, Elif Şafak ve yine Orhan Pamuk romanlarında farklı etnisiteler azınlık etiketi taşımaksızın çokkültürlülük ekseninde temsil edilir. Evangelinos Misailidis, Zaven Biberyan, Mario Levi, Kriton Dinçmen’in romanlarındaysa ana karakter genellikle Rum, Yunan veya Ermeni bir erkekken, “öteki” çoğunluğu temsil eden Türk bir kadındır ve romanların sonunda farklı etnisitiler arasındaki çatışmaların çözümsüz kalması yaygındır. Millas’ın değindiği diğer eserler, çözümlemeler ve istisnai örnekler arşiv kaydından detaylarıyla okunabilir.
Bu konuda değineceğim son arşiv kaydı ise Murathan Mungan’ın “İstanbul İmgeleri” (2009) konuşması. Mungan, İstanbul imgelerinin kaynaklarını ve Beyoğlu’yla özdeşleştirilen kozmopolitlik mefhumunu irdeliyor. Fotoğrafların, şarkıların, filmlerin ve kitapların yarattığı İstanbul imgelerinin herkesin zihninde farklı yer ettiğini; küçük şehirlerde yaşayanların, taşradan İstanbul’a göç edenlerin, İstanbul’da doğanların ve turistlerin dünyasında kentin bambaşka anlamlar taşıdığını dile getiriyor. Kültürlerin, tarihleri hiçe sayılarak sahiplenilmesinin, sembolik ve yüzeysel kültür alışverişinin kozmopolitliğe dönüşmediğinin altını çiziyor. İstanbul’un değişen imgelerine ve kozmopolit yapısına Mungan’ın penceresinden bakmak isteyenler deşifrenin tamamını inceleyebilir.
Edebiyattan Kareler: Gülsün Karamustafa Arşivi
Salt Araştırma’da Türkçe edebiyat ile ilgili veri bulabileceğimiz bir diğer konu, sinema-edebiyat etkileşiminden doğan içerikler ve film uyarlamaları. Sanatçı ve yönetmen Gülsün Karamustafa’nın Salt Araştırma’daki arşivinde modernist roman ve öykülerden uyarlanmış ya da senaristliğini yazarların üstlendiği filmlere dair pek çok bilgi bulunabilir. Kayıtlar arasında, Türkçe edebiyatın ilham verdiği filmlere ilişkin fotoğraflar, broşürler, kostüm çizimleri, eskizler ve çeşitli eleştiri yazıları yer alıyor. Bu belgeler, hem 1980’li ve 90’lı yılların üretim ortamına hem de sanatçı, yazar ve yönetmenlerin üzerine eğildiği toplumsal meseleler ile aralarındaki iş birliklerine ışık tutuyor. Yazının devamında, Gülsün Karamustafa Arşivi’nin sunduklarını bu bağlamda değerlendireceğim.
Film ve dizi setlerinden, festivallerden fotoğraflar, koleksiyonda önemli bir yer tutuyor. Örneğin Karamustafa’nın sanat yönetmenliğini üstlendiği Gecenin Öteki Yüzü dizisinden ve Füruzan’la yönetmenliğini paylaştığı Benim Sinemalarım filminin çekimlerinden fotoğraflar, on yıllar öncesinde sanatçıların çalışma koşulları ve üretim pratikleri hakkında ipuçları veriyor.

Ayrıca Karamustafa’nın Bir Yudum Sevgi (1984) ve Asılacak Kadın (1986) filmleri için çizdiği kostümler, filme uyarlanmasını hayal ettiği “Parasız Yatılı” ve “Günübirlik Adada” öykülerine ait senaryo taslakları ile eskizler, arşivde karşımıza çıkan malzemeler arasında. Karamustafa’nın çizimlerinde ve sayfa kenarlarına aldığı küçük notlarda karakterlerin, diyalogların kâğıt üzerindeki betimlemelerden ekrana taşınma süreçlerini izleyebiliyoruz.


Kayıtların büyük bir kısmı ise Bir Yudum Sevgi, Asılacak Kadın, Gecenin Öteki Yüzü ve Benim Sinemalarım yapımlarını kaleme alan tanıtımlar, eleştiriler ve söyleşilerden oluşuyor. Bu birikime bakarak filmlerle temas etmiş yazar, yönetmen, oyuncu ve izleyiciler kadar dönemin toplumsal koşulları hakkında da bilgi edinebiliyoruz.
Füruzan’ın 1973’te kaleme aldığı “Benim Sinemalarım” öyküsünün sinemaya uyarlanma serüvenini, filmin yönetmeni Füruzan ve sanat yönetmeni Gülsün Karamustafa’nın verdiği röportajlar ile köşe yazılarında buluyoruz. Film çekiminin maddi güçlüklerden dolayı üç yıl sürmesi, iki kadın sanatçının bir araya gelişi, bir yazar ile bir ressamın buluşması yoğun merak konusu oluyor. Köşe yazılarında, filmin Cannes Film Festivali’nde gördüğü takdire değiniliyor; Hülya Avşar’ın oynadığı Nesibe karakterinin Türkiye’deki aile yapısı ve yoksulluk kıskacındaki kaderi eleştiriliyor. Böylece arşiv, öykünün ve filmin arka planını, toplumsal etkilerini kayda geçiriyor.
Yine bir Füruzan öyküsünden uyarlanan Gecenin Öteki Yüzü dizisi hakkındaki belgeler, Füruzan’ın uyarlamalara yaklaşımına, Gülsün Karamustafa’nın sanat yönetmeni olarak yaptığı düzenlemelere ve yönetmen Okan Uysaler’in öyküyü televizyon yapımına dönüştürmede karşılaştığı zorluklara dair tanıklıklar sunuyor. Dizi 1987 yılında çekilse de, öykü 1950’ler İstanbul’unda geçiyor. Sürekli ve çok hızlı değişen bir kentte öyküdeki atmosferi yaratmanın, Karamustafa için meşakkatli olduğu anlaşılıyor. Dizinin her set gününü ziyaret eden Füruzan’ın, adaptasyon sırasında karşılaşılan güçlüklerde dizi ekibinin yanında olduğunu görüyoruz.

Latife Tekin’in ilk romanından sonra yazdığı senaryoysa Bir Yudum Sevgi filmini ortaya çıkarıyor. Yönetmenliğini Atıf Yılmaz’ın, başrolünü Hale Soygazi’nin üstlendiği filmin sanat yönetmenliğini Gülsün Karamustafa yapıyor. 1984’te vizyona girdiğinde filmin uyandırdığı alakayı belgelerden okuyabiliyoruz. Film ekibinin ve eleştirmenlerin dikkati, toplumsal cinsiyet ve kadın özgürlüğü, kadın-erkek ilişkileri, cinsel özgürlük konularına yoğunlaşıyor. Filmin sinema tarihi ve Atıf Yılmaz’ın yönetmenlik kariyerindeki yeri, Yeşilçam sinemasıyla ilişkisi masaya yatırılıyor. Karamustafa’nın gecekondu yaşamını gerçekçi biçimde perdeye yansıtması, Latife Tekin’in yazarlığının senaryoya etkisi ve oyunculuklar hakkında yazılıp çizilenler de arşiv belgelerinden takip edilebiliyor.
Gülsün Karamustafa’nın sanat yönetmenliğini üstlendiği bir diğer film, Pınar Kür’ün Asılacak Kadın romanının aynı isimli uyarlaması. Eleştirmen Fatih Özgüven’in film setine yaptığı ziyareti anlattığı yazıdan, filmin yapım sürecine ve çekildiği mekânlara daha yakından bakabiliyoruz. Çocukluğundan beri hizmetçilik yaptığı konağın beyiyle zorla evlendirilen Melek’in cinsel istismarla geçen yaşamını anlatan bu sert hikâyenin filme alınışındaki detaylar okumaya şayan.
Yazıda özetlemeye çalıştığım üzere Salt Araştırma arşivleri, Türkçe edebiyatla ilişkili belgeler odağında incelendiğinde farklı veçheler kazanıyor. Edebiyata temas eden dergi ve gazeteler, konuşma dökümleri, Feridun Fazıl Tülbentçi ile Gülsün Karamustafa’nın arşivleri, Türkiye’de edebiyat üretimi ve edebiyatı etkileyen toplumsal dinamikler hakkında pek çok ipucu barındırıyor. Ayrıca kapsamı bu yazının sınırlarını aşacağı için yer vermediğim, 2024’te Salt ve Kadir Has Üniversitesi iş birliğiyle erişime açılan Reşad Ekrem Koçu ve İstanbul Ansiklopedisi Arşivi de Türkçe edebiyat adına zengin bir kaynak teşkil ediyor. Farklı disiplinlerden akademisyen ve araştırmacıların arşiv malzemelerini kendi ilgi alanları doğrultusunda keşfetmesi, çeşitli bilgi kümeleriyle ilişkilendirmesi başka okumalara da kapı aralayacaktır. Bu kaynakların araştırmacılar, öğrenciler ve edebiyat okurlarına yeni pencereler açmasını, daha kapsamlı araştırmalara vesile olmasını umuyorum.
- - -
Ebrar Başyiğit, lisans eğitimini Boğaziçi Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde ve Film Çalışmaları Programı’nda tamamladı. Dokuz8Haber‘de yurttaş gazetecilik; sivil toplum kuruluşlarında gönüllülük yaptı. Amerikan Research Institute in Turkey’nin (ARIT) American Board Arşivi çalışmasında ve Salt Araştırma’nın Garanti Bankası Arşivi projesinde araştırmacı olarak yer aldı. Yıldız Teknik Üniversitesi’nde yüksek lisans eğitimine devam ederken Freie Universität Berlin’de bir dönem misafir öğrenci olarak bulundu. Türkçe edebiyat ve toplumsal cinsiyet, dünya edebiyatının dolaşımı, transnasyonel feminizm ve medyalararasılık alanlarında araştırmalarını sürdürmektedir.
Salt Araştırma’daki arşiv malzemeleri, 19. yüzyıldan 21. yüzyıla uzanan, Osmanlı Türkçesi, Türkçe, Fransızca, Arapça, Almanca ve başka dillerde belgeleri barındırıyor; kupür, fotoğraf, çizim, mektup, kartpostal ve daha birçok kategoride çeşitleniyor.1 Salt’a emanet edilen, bağışlanan veya müzayedeler yoluyla ulaşan belgeler, Salt Araştırma ekibinin titiz çalışmalarıyla tasniflenip dijitalleştiriliyor ve çevrimiçi erişime açılıyor. Arşivler sanat, mimarlık, tasarım, kent, toplum ve ekonomi alanlarına yoğunlaşıyor.
Salt Araştırma’da Türkçe edebiyata ilişkin özel bir başlık bulunmuyor. Ancak kataloglama sırasında belgeyle ilişkilendirilmiş anahtar kelimeler2 karşınıza kapsamlı bir döküm çıkarıyor ve farklı koleksiyonlardan edebiyatla ilişkili birçok belgeyi birlikte görüntüleme imkânı sağlıyor. Edebiyat alanında araştırma yaparken Salt Araştırma’daki arşivlere başvurmak, nihai ürün kabul ettiğimiz eserlerin üretim koşulları, yazarların hayatı, diğer sanatçılarla kurdukları bağlar hakkında yeni bilgilerle karşılaşmayı olanaklı kılıyor. Yeni karşılaşmalar ise edebî yapıtlar ve edebiyat tarihlerine farklı bakış açıları getiriyor. Bu yüzden, yazıda Salt Araştırma arşivlerinin edebiyatla temas eden taraflarını göstermeye çalışacağım. Salt’ta çalıştığım sürede arşivle hemhâl olurken fark ettiğim ve Türkçe edebiyat araştırmaları için değerli birer referans olduğunu düşündüğüm belgeleri; geç Osmanlı ile erken Cumhuriyet döneminden dergi ve gazeteler, yazar/şair biyografileri, günümüz edebiyatçılarının İstanbul’la kurduğu ilişkilere dair ipuçları veren konuşma dökümleri ve sinema-edebiyat etkileşimi olmak üzere dört bölümde inceleyeceğim.
Edebiyattan Dizgiler: Dergi ve Gazeteler
Edebiyat eserlerine bir mecra ve bağlam kazandıran dergi ve gazeteler, eserlerin yazıldığı dönemlerdeki edebiyat çevrelerine, tartışmalarına ve yazarların faaliyetlerine dair pek çok veri barındırıyor. Aynı zamanda dönemin sosyopolitik konjonktürü, toplumsal ve kültürel dinamikleri hakkında bilgi veriyor. Salt Araştırma, Türkçe edebiyat araştırmalarına yön veren dergi ve gazetelere ulaşmak için önemli başvuru kaynaklarından biri mahiyetinde. Kent, Toplum ve Ekonomi Arşivi bünyesindeki koleksiyonlar, son dönem Osmanlı basını ile Cumhuriyet basınında yer edinmiş süreli yayınları çevrimiçi inceleme fırsatı sunuyor. Detaylı kataloglar ve yüksek çözünürlüklü imajlar sayesinde, günümüzde yayın hayatına devam etmeyen pek çok dergi ve gazetenin sayılarını okuyabiliyoruz. Osmanlı Türkçesi, Türkçe, Almanca, Fransızca dillerinde; İstanbul, Trabzon, Paris, Berlin gibi farklı şehirlerde basılmış yayınlarda edebiyattan mizaha, siyasetten iktisada pek çok içerikle karşılaşıyoruz. Bunlar arasında bulunan Servet-i Fünûn, Yeni Adam, La Boz de Türkiye dergilerinden ve Boşboğaz ile Güllabi, Petit Journal, The Illustrated London News gazetelerinden kısaca bahsedeceğim.
1891-1944 yıllarında çıkan Servet-i Fünûn dergisinin Salt Araştırma’da 468 nüshası yer alıyor. Tevfik Fikret, Cenap Şehabettin, Ali Ekrem gibi yazarların başı çektiği Edebiyât-ı Cedîde topluluğunun aktif olduğu dönem (1896-1901) dâhil, 1892 ile 1925 yılları arasında yayımlanmış pek çok sayıyı kapsıyor. Bilindiği üzere, derginin içeriği bilimden sanata, edebiyattan mimariye çok renkli bir yazı dünyasına sahip. Dijitalleştirilmiş kopyalar sayesinde, döneminin yenilikçi basım tekniklerini kullanan dergideki siyah-beyaz ve renkli fotoğraflara, illüstrasyonlara neredeyse elimizdeymiş gibi bakabiliyoruz. Elbette ki Servet-i Fünûn gibi meşhur bir derginin dijitalleştirilmesi yalnızca Salt Araştırma tarafından yapılmadı. Örneğin Boğaziçi Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nün de TÜBİTAK iş birliğiyle hayata geçirdiği bir veritabanı çalışması mevcut. Farklı veritabanlarının olması, dijitalleştirme çalışmaları arasında karşılaştırmalar yapılmasına da olanak sağlıyor.
Servet-i Fünûn kapaklarından bir seçki
Salt Araştırma, Basın Arşivi
Salt Araştırma, Basın Arşivi
1934-1979 yıllarında faaliyet gösteren Yeni Adam dergisinin ise Salt Araştırma’da 525 sayısı muhafaza ediliyor. İsmail Hakkı Baltacıoğlu’nun çıkardığı ve baş muharrirliğini yaptığı dergide edebiyat, kültür ve düşünce yazılarının yanı sıra şiirler, öykü ve roman tefrikaları, yazarlarla söyleşiler, çeviriler ile karikatürlere yer veriliyor. Ayrıca dünya edebiyatı ve yazarlarını araştıran makalelere, okur köşelerine, edebiyat anketlerine, dil devrimi ve Türkçe edebiyatla alakalı tartışmalara alan açılıyor. Dergiye katkıda bulunanlar arasında Ahmet Hamdi Tanpınar, Nurullah Berk, Bedri Rahmi Eyüboğlu, Fikret Adil ve daha nice yazar yer alıyor. Ayrıca Abdülhak Hamit Tarhan, Halit Ziya Uşaklıgil, Yahya Kemal, Tevfik Fikret, Ahmet Haşim gibi Türkçe edebiyatın kurucu isimlerine ithaf edilmiş sayılar öne çıkıyor. Türkiye Cumhuriyeti ve kurumları şekillenirken, ideolojik çekişmelerin yaşandığı bir ortamın izdüşümünde edebiyatın biçimlenme süreci gözlemlenebiliyor. Derginin içeriğinden, edebiyatın ve onu çevreleyen kültürel yaşamın izini sürebiliyoruz.
Yeni Adam kapaklarından bir seçki
Salt Araştırma, Basın Arşivi
Salt Araştırma, Basın Arşivi
Erken Cumhuriyet dönemine tanıklık eden bir başka yayın, La Boz de Oriente [Doğu’nun Sesi] (1931-1939) ve devamı niteliğindeki La Boz de Türkiye [Türkiye’nin Sesi] (1939-1949). Kendini “ictimaî, ilmî ve edebî mecmua” olarak tanıtan dergi, 1930’lar ve 40’lar Türkiye’sinin sosyopolitik ortamının bir ürünü olarak görülebilir. Edebî içeriği geri planda kalsa da dönemin edebiyat bağlamını araştıranlar için referans olma potansiyeli taşıyor. İstanbul Yahudileri tarafından iki haftada bir çıkarılan dergi, Yidiş, Türkçe, Ladino, Fransızca olmak üzere dört bölümden oluşuyor. Hem Türkiye’de olanlar hem de Yahudi diasporasını yakından ilgilendiren II. Dünya Savaşı, Holokost, Filistin’de İsrail Devleti kurma planları hakkında haberler bulunuyor. 226. sayısının ardından dergi, sahibi Avram Kohen’in vefatıyla okurlarına veda ediyor.3 Salt Araştırma’da, tamamına yakınının yıllara göre düzenlenmiş kopyaları ve kataloğu mevcut.
La Boz de Türkiye, Sayı: 221, 15 Mart 1949
Salt Araştırma, Basın Arşivi
Salt Araştırma, Basın Arşivi
La Boz de Türkiye’nin çeşitli sayılarındaki Ladino, Yidiş, Fransızca ve Türkçe sayfalardan bir seçki
Salt Araştırma, Basın Arşivi
Salt Araştırma, Basın Arşivi
Kent, Toplum ve Ekonomi Arşivi’ndeki “Gazeteler” kısmında ise Akbaba, Dalkavuk, Çıngıraklı Tatar, Geveze, Tarihten Çizgiler gibi mizah gazeteleri ile Basiret, Osmanlı Ziraat ve Ticaret, Le Réveil gibi ekonomi gazetelerinden kupürler bulunuyor. Edebiyat penceresinden baktığımda, Boşboğaz ile Güllabi, Le Petit Journal, Le Petit Parisien, The Illustrated London News gazetelerinin, dönemin yazarları ve Türkiyat çalışmalarıyla olan bağları dolayısıyla önemli olduklarını düşünüyorum.
Hüseyin Rahmi Gürpınar ve Ahmet Rasim tarafından, 6 Ağustos-14 Aralık 1908 tarihlerinde haftada iki defa çıkarılan Boşboğaz ile Güllabi‘nin 36 sayısı da arşivde mevcut. 2003’te Turgut Kut Koleksiyonu’ndan ödünç alınarak dijitalleştirilen gazetenin her nüshası, siyah-beyaz dört sayfadan oluşuyor. Gazetenin muhavere, müktesebat, muharrerât, havadis, mektuplar, sözlük, tefrika bölümlerine karikatürler eşlik ediyor.
1842’de yayımlanmaya başlayan, dünyanın ilk resimli gazetesi The Illustrated London News‘un arşivde yedi kaydı bulunuyor. Edhem Eldem Koleksiyonu’ndan ödünç alınarak arşive eklenen belgeler, 1869-1877 yıllarında Osmanlı ve İstanbul’a dair haberler ile gravürleri kapsıyor. Tersane Konferansı, Meşrutiyet ve Osmanlı-Rusya Savaşı gravürlerin konusunu oluşturuyor.
1863’te kurulan ve bir dönem Paris’in en çok satan gazetelerinden biri olan Le Petit Journal‘in ise 1900 ile 1916 yılları arasında çıkan “resimli ek” sayfalarından arşivde dokuz kayıt yer alıyor. 1900 yılının Paris Dünya Fuarı’nda Osmanlı Pavyonu, II. Abdülhamid ile V. Mehmed yönetimleri, Mısır ve Selanik vilayetleri, Balkanlar’daki isyanlar ve Osmanlı’da Müslüman kadınların statüsü, illüstrasyonlarda öne çıkan konular arasında. The Illustrated London News gibi Le Petit Journal de Avrupa basınındaki “Türklük” imajına ışık tutarken, Türkçe edebiyatta öne çıkan meselelerden biri olan Doğu-Batı etkileşimine dair ilginç malzemeler veriyor.
“Konstantinopolis’te Bir Skandal” başlıklı illüstrasyon, Le Petit Journal: Supplément Illustrée, Sayı: 794, 4 Şubat 1906
Salt Araştırma, Basın Arşivi
Salt Araştırma, Basın Arşivi
Edebiyattan Haberler: Feridun Fazıl Tülbentçi Arşivi
Edebiyat araştırmaları için Salt Araştırma’daki en zengin kaynaklardan biri Feridun Fazıl Tülbentçi Arşivi. Gazeteci, radyo programcısı, şair ve yazar Feridun Fazıl Tülbentçi’nin (1912-1982) arşivi, Osmanlıca ve Türkçe mektup, dergi, gazete sayfalarından fotoğraf ve illüstrasyonlara geniş bir yelpazeyi içeren 13 bin belgeden mürekkep. Koleksiyondaki kupür ve zarflar, Tülbentçi’nin kendi yazılarının yanı sıra önemli bulup gazetelerden kestiği yazıları, görselleri bir araya getiriyor.
1930’lu yıllarda yazı hayatına başlayan Tülbentçi’nin arşivi, hem geç Osmanlı döneminden etkileyici vakalara, şahsiyetlere hem de Cumhuriyet’in ilk yıllarının tanıkları ve yön vericileri olan yazarlara dair kapsamlı bir külliyat ihtiva ediyor. Yazarların biyografilerine, eserlerine, kültür ve edebiyat tarihindeki konumlarına ışık tutması dolayısıyla arşivin Türkçe edebiyat açısından değerlendirilmesi elzem. Arşiv kayıtları, değişen tarihsel konjonktürde edebî üretimlerin izini sürüyor ve kanonik edebiyat tarihlerine girmemiş detayları içeriyor. Tülbentçi’nin “Geçmişte Bugün”, “Ünlü Türkler”, “Edebiyatçılarımızı Tanıyalım”, “Edebî Portreler” yazı dizileri ile arşivine kattığı diğer gazete ve dergi yazıları, Tanzimat, Servet-i Fünûn, Fecr-i Âti ve erken Cumhuriyet edebiyatına damgasını vurmuş pek çok yazarı inceliyor. Bu bölümün devamında, Tülbentçi’nin arşivinde biriktirdiği malzemede öne çıkan edebiyatçılardan kısaca bahsedeceğim.
Tülbentçi, 1970’te “Ünlü Türkler” adlı radyo programı için yazdığı bir metinde Tanzimat edebiyatının kurucu figürlerinden Şinasi‘nin (1826-1871) çocukluğu, eğitimi, Paris yılları, gazeteciliği ve edebiyattaki yükselişini aktarıyor. Şinasi’nin, annesi Esma Hanım’a yazdığı mektuba, Osmanlı yönetici sınıfıyla ilişkilerine ve matbaacılık faaliyetlerine dikkat çekiyor. Ahmet Rasim’in 1905’te Hayat Mecmuası‘nda ve Ebuzziya Mehmed Tevfik’in 1911’de Mecmua-yı Ebuzziya‘da Şinasi hakkındaki yazdıkları şairin hayatına ve edebiyatına ışık tutuyor. Tülbentçi, 13 Eylül 1949’da Şinasi’nin 78. ölüm yıldönümü vesilesiyle “Geçmişte Bugün” köşesinde de Şinasi’yi anmış. Refi Cevat Ulunay’ın 1960’ta Milliyet gazetesinde çıkan yazısı ise Şinasi’nin kayıp mezarını ve İstanbul Teknik Üniversitesi’nin Gümüşsuyu Yerleşkesi’ndeki bir odada atıl şekilde bekleyen büstünü dönemin okurlarına hatırlatıyor.
Tülbentçi imzalı radyo programları ve köşe yazılarında değinilen edebiyatçılar arasında Namık Kemal‘in (1840-1888) büyük bir yer kapladığını görüyoruz. “Hürriyet kartalı”, “vatan şairi” gibi lakaplarla anılan Namık Kemal, cumhuriyet ve ulus fikirlerinin öncülerinden kabul edilerek yüceltiliyor. Örneğin 12 Aralık 1940 tarihli Tasvîr-i Efkâr gazetesindeki yazıda, Namık Kemal’in yüzüncü doğumgününü yâd ediliyor ve kuruluşundan itibaren yazarlık yaptığı bu gazeteyle ilişkisi anlatılıyor. Şairin yüzüncü doğum günü münasebetiyle Cumhuriyet, Vatan, Haber, Hakikat, Ulus, Vakit, Tan, Son Posta, Son Telgraf gibi birçok gazetede yazılar yayımlanmış. Aralarında Yahya Kemal, Mithat Cemal Kuntay, Hakkı Tarık Us, Ahmet Hamdi Tanpınar, Mehmet Kaplan, Suat Derviş ve Refik Halid Karay’ın bulunduğu pek çok yazar, Namık Kemal’in kişiliği, ideolojisi, edebiyatı üzerine görüşlerini ve hatıralarını kayda geçirmiş. Necmettin Halil Onan, Namık Kemal’in 1940’a dek bilinmeyen Talim-i Edebiyat Üzerine Bir Risale‘sinin yayımlanacağını müjdeliyor ve eserin nasıl gün yüzüne çıktığını açıklıyor. Tülbentçi, şairin doğum ve ölüm yıldönümlerinde kaleme aldığı “Geçmişte Bugün” makalelerinin yanı sıra “Ünlü Türkler” radyo programının bir bölümünü Namık Kemal’e ayırıyor. “Geçmişte Bugün” yazılarında Namık Kemal’in arkadaşlarıyla Paris’e kaçışı, İbret gazetesini çıkarması ve Midilli Adası’ndaki sürgün dönemi özellikle anılıyor. Ayrıca arşivde, Namık Kemal’in annesi Fatma Zehra Hanım, babası Mustafa Asım Efendi, oğlu Ali Ekrem Bolayır ile torunu Numan Menemencioğlu hakkında bilgilere de rastlanıyor.
Namık Kemal ve Kâmil Bey
Salt Araştırma, Feridun Fazıl Tülbentçi Arşivi
Salt Araştırma, Feridun Fazıl Tülbentçi Arşivi
Namık Kemal ve Mithat Paşa’nın karikatürü
Salt Araştırma, Feridun Fazıl Tülbentçi Arşivi
Salt Araştırma, Feridun Fazıl Tülbentçi Arşivi
Divan edebiyatından beslenen şiirlerinde özgün bir üslup geliştiren, fakat çağdaşlarından daha az tanınan Şair Nigâr Hanım (1862-1918) hakkında Tülbentçi’nin arşiv kayıtları da sınırlı. Toplumsal hayattaki aktif rolü ve kadın dergilerindeki düşünce yazılarıyla kadınların özgürleşmesi için çalışan şair, arşivde birkaç fotoğraf ve ölümünden sonra kaleme alınmış yazılar ile yer alıyor. Abdülhak Şinasi Hisar, 1956’da Türk Yurdu dergisinde çıkan yazısında, hatıralarından yola çıkarak Rumelihisarı’ndaki yalılarına komşu oturan Nigâr Hanım’ın şairliğini, akşamları yaptığı kayık gezilerini anlatıyor.
Arşivde, Türkçe edebiyatın modernleşme sergüzeştinde ilklere imza atan hikâye ve roman yazarı Sami Paşazade Sezai‘ye (1859-1936) ait pek çok fotoğraf ve yazı bulunuyor. Yazarın çocukluğunda, Londra ve Madrid elçiliklerinde görev yaptığı dönemde ve ölümüne yakın tarihlerde Kadıköy’deki evinde çekilmiş fotoğrafları mevcut. 1924’te Servet-i Fünûn dergisinde çıkan “Hitâb-ı İftitahı” yazısı ile 1927’de Yeni Kitap dergisinde yayımlanmış bir mülakatı arşiv kayıtlarında yer alıyor. Ayrıca yazarın vefatının ardından 1936’da Yedigün gazetesinde çıkan bir habere ve Tülbentçi’nin 1946’da “Geçmişte Bugün” köşesinde yazdığı kısa biyografiye rastlıyoruz. Sezai’yi Türk edebiyatında bir merhale veya kısa öykünün mucidi olarak konumlandıran belgelerde hem günümüzde kalıplaşmış ifadeler hem de unutulmuş bilgiler takip edilebiliyor.
Sami Paşazade Sezai’nin cenazesinden
Salt Araştırma, Feridun Fazıl Tülbentçi Arşivi
Salt Araştırma, Feridun Fazıl Tülbentçi Arşivi
Eserlerinde Doğu-Batı, kadın-erkek, toplum-birey ilişkilerini irdeleyen, milliyetçi ve anti-emperyalist tutumuyla bilinen Halide Edib Adıvar (1884-1964), arşivde karşımıza çıkan figürler arasında. Tülbentçi’nin yazdığı biyografik metinlere, yazarın Üsküdar Kız Koleji’ndeki öğrencilik dönemi, İngiltere seyahati, Kurtuluş Savaşı ve en önemli romanlarını yazdığı yıllardan fotoğraflar eşlik ediyor. Ayrıca Yedigün, Die Woche gibi gazetelerden alınmış haberlerde, Halide Edib’in siyasetçi, asker, yazar kimliklerinin bazen kahramanlaştırıcı bazen cinsiyetçi bir dille yansıtıldığı görülüyor.
Halide Edib Adıvar’ın Avrupa’da çekilmiş bir fotoğrafı
Salt Araştırma, Feridun Fazıl Tülbentçi Arşivi
Salt Araştırma, Feridun Fazıl Tülbentçi Arşivi
Halide Edib Adıvar, evinde
Salt Araştırma, Feridun Fazıl Tülbentçi Arşivi
Salt Araştırma, Feridun Fazıl Tülbentçi Arşivi
Türkçe edebiyatın ana akım çizgilerine uymayan popüler yazarı Hüseyin Rahmi Gürpınar‘ın (1864-1944) da arşivde çok sayıda kaydı bulunuyor. Gürpınar hakkında çıkan yazılara, yazarın Mısır seyahatinde, Heybeliada’daki köşkünde, yazarlar jübilesinde ve milletvekilliği döneminde çekilmiş fotoğrafları eşlik ediyor. 1928’de Resimli Perşembe dergisinde çıkan “Gençler, Yaşayan Büyüklerinizi Tanıyınız” yazısı, Tülbentçi’nin 1950 ve 1955 tarihli “Geçmişte Bugün” yazıları ile 1969’daki “Ünlü Türkler” radyo programı Gürpınar’ın hayatını büyük bir merakla irdeliyor. Yazarın Aksaray’da geçen çocukluğunu, 12 yaşında ilk romanını kaleme almasıyla başlayan uzun yazarlık yolcuğunu, Ahmet Mithat’la tanışmasını, çok beğenilen Şık ve İffet romanlarını, Boşboğaz ile Güllabi dergisiyle Ben Deli Miyim? romanının mahkemeye taşınması konu ediliyor. Mecdi Sadreddin’in 1927’de Yeni Kitap dergisi; Naci Sadullah’ın 1934’te Yedigün gazetesi için yazarla yaptığı söyleşiler önemli bilgiler sunuyor. Gürpınar’ın natüralizm ile en sevdiği yazar Mahmut Yesari üzerine görüşleri, hakkında çıkan olumsuz eleştirilere yanıtları ve okurlarından aldığı mektuplar, röportajlara konu oluyor. Refik Ahmet Sevengil 1934’te, Hüseyin Rahmi’nin roman kahramanlarını yaratırken halkın içinden ilham aldığı gerçek kişiler üstüne yazıyor. 1936’da, Hüseyin Rahmi ile Miralay Hulusi’nin yârenliğini anlattığı yazısı ise Yedigün gazetesi sayfalarında neşrediliyor. Tüm bu belgeler, Gürpınar’ın biyografisine ve edebiyatla kurduğu ilişkiye dair detayları muhafaza ediyor.
Hüseyin Rahmi Gürpınar, yazarlar jübilesinde
Salt Araştırma, Feridun Fazıl Tülbentçi Arşivi
Salt Araştırma, Feridun Fazıl Tülbentçi Arşivi
Edebiyattan Konuşmalar: Voyvoda Caddesi Toplantıları
Osmanlı Bankası Arşiv ve Araştırma Merkezi’nin (OBAAM) 2000 yılında başlattığı Voyvoda Caddesi Toplantıları, 2002’ye kadar iktisadi konulara yoğunlaşırken, 2003’ten sonra konu yelpazesini genişleterek sanatçı, yazar ve akademisyenlerin söz aldığı bir platform hâline gelir. OBAAM Arşivi’nin “Programlar” bölümünde deşifreleri bulunan toplantıların içeriği, İstanbul’da yaşamış ve üretmiş olmakta ortaklaşır. Ayfer Tunç, Şebnem İşigüzel, Herkül Millas, Füruzan, Mario Levi, Hulki Altunç, Murathan Mungan, Tahsin Yücel, Selim İleri, Roni Margulies ve Fatih Özgüven, 2003-2009 yıllarında düzenlenmiş konuşmalara katılanlar arasındadır. Bu bölümde, günümüz yazarlarının İstanbul’la kurdukları bağı ve Türkçe edebiyata katkılarını anlamak açısından her biri önem arz eden bu konuşmaların bir kısmına değineceğim.
Bir Şehre Gidememek, İstanbul Bir Masaldı, İçimdeki İstanbul Fotoğrafları gibi doğrudan kentle diyalog kuran romanların yazarı Mario Levi, “Bir Yazar Gözüyle İstanbul’un Renkleri, Sesleri…” (2004) konuşmasında İstanbul’un eserlerine nasıl kaynaklık ettiğini, kentin yitirdiklerini anlatıyor. Yazmaya başlamasının, İstanbul’un etnik ve “etik” azınlık topografyalarını yazıya dökme istediğinden kaynaklandığını belirtiyor. Öte yandan İstanbulluların ortak kayıp duygusuna parmak basıyor.
Fatih Özgüven, “İstanbul’da Sinema, Sinemada İstanbul” (2004) konuşmasında İstanbul’u bilhassa Batılı yönetmenlerin gözünden anlatan filmlere değiniyor: Patrice Leconte’ın La fille sur le pont [Köprüdeki Kız] (1999) filmi gibi. Halit Refiğ’in Gurbet Kuşları (1964), Lütfi Ömer Akad’ın Vesikalı Yârim (1968), Ömer Kavur’un Ah Güzel İstanbul (1981), Sinan Çetin’in 14 Numara (1985), Zeki Demirkubuz’un Yazgı (2001) gibi melodramatik filmlerde İstanbul mekânlarının yoğun duygularla eşleştiğini saptıyor. 1980’lerden sonra çekilmiş, İstanbul Kanatlarımın Altında (1996) gibi filmlerinse nostaljik bir nesneye dönüşmüş kent imgesini anlattığını ileri sürüyor. Bir de Orson Welles’in Journey into Fear [Korkuya Yolculuk] (1943), Kutluğ Ataman’ın Karanlık Sular (1995), Ferzan Özpetek’in Hamam (1997) filmlerinden yola çıkarak polisiye tarafı ağır basan ve mistik, tekinsiz bir İstanbul portresi çizen filmlerden söz ediyor. Sinemadaki İstanbul anlatılarına merak duyan okurlar bu kayıttan beslenebilir.
“Ben İstanbul’un Doğumlusuyum” (2008) konuşmasında Füruzan, İstanbullu olma hissini yaşatan ve yok eden gerçekliklerden bahsediyor. Sokakların, çay ocaklarının, esnaf jargonunun şehir sakinlerine İstanbul’da olduklarını hatırlattığını; hava kirliliğinin, denizlerin doldurulmasının, AVM’leşmenin ise talan edilen ve yitirilen İstanbul’u anımsattığını belirtiyor. Öyküleriyle tanınmasının yanı sıra senarist ve yapımcı da olan Füruzan, şehrin vazgeçilmez dokularını, yitirilme ihtimallerine direnerek, ürettiği filmlerde kaydetmeye çalışmış. Bunun için, Benim Sinemalarım (1990) filmini çekerken, filmin mekânlarından biri olan Süreyya Sineması (bugünkü Süreyya Operası) binasındaki ornamentlerin veya Süreyya Plajı’nın kapısındaki kabartma resimlerin kameraya alınmasına özen göstermiş. Ne yazık ki bu kısımlar post-prodüksiyon aşamasında filmden çıkarılmış. Diğer yandan, Gecenin Öteki Yüzü (1987) dizisinin çekimleri için bir film platosu yerine çok sevdiği Gedikpaşa semtinde ekibiyle mekân araştırması yapmayı tercih etmiş. Tarihî mimariye sahip evlerin iş atölyelerine dönüştürüldüğünü üzülerek gözlemlemiş. Hâlbuki Füruzan’ın gözünden, çok değer verdiği İstanbulluluk duygusu şehrin hafızasının korunmasıyla, rant yerine şehrin tarihini ve insanı merkeze alan bir kent anlayışıyla yeşerebilir ancak.
Hulki Altunç ise “İstanbul’u Bul Bana” (2008) konuşmasında eski İstanbul isimlendirmeleri ve alışkanlıklarına dair anekdotlar paylaşıyor. Kadıköy’de doğup büyüyen Altunç, semt sakinlerinin “Salıpazarı”, “Papazın Çayırı”, “Papazın Bağı” isimlerini taktığı pazarın panayırlara benzediğini anımsıyor. “İskele Lokantası” veya “Moda Park Lokantası” adlarıyla anılan Koço’daki Aya Ekaterini Ayazması ile Moda Plajı’nda artık üzerinden yol geçen pınarın hikâyesini anlatıyor. Pera ve Nişantaşı’nda ikamet eden İstanbulluların yazlarını geçirdiği, Kadıköy kıyısından Pendik kıyısına uzanan sayfiye yerlerinden bahsediyor. Kadıköylü her çocuğun en sevdiği aktivitelerden biri olarak Kurbağalıdere’de balık tutmaktan, eski İstanbul’un dağarcığına girmiş pek çok kelime ve günlük rutinden söz ediyor.
Kadıköylü bir başka yazar, çok yakın zamanda kaybettiğimiz Selim İleri, “Anılar Arasında İstanbul” (2008) konuşmasında yaşadığı apartmanlar, gittiği okullar üzerinden, çocukluğundan yetişkinlik dönemine şahit olduğu İstanbul’u iyisiyle kötüsüyle hatırlıyor. Kadıköy ve Cihangir’in, İstanbul’un diğer semtlerine kıyasla nispeten aynı kaldığını düşünüyor. Buna karşılık İstanbul’un geçirdiği hızlı değişimlerin, İleri’nin anılarında büyük yer kaplayan Kadıköy plajlarını ve Cihangir’deki Ege Bahçesi’ni tahrip etmesinden, edebiyatımızda yer etmiş mekânların, mimari eserlerin yıkılmasından, unutulmasından büyük üzüntü duyuyor. Kentlilerin, sit alanlarını imara sokmayı hedefleyen planlar karşısında gösterdikleri dayanışmadan ve yeni tartışmalar açmalarından ise umutla bahsediyor.
Yine çok yakın tarihte, 2023’te aramızdan ayrılan Roni Margulies, “Bir Hayat, Bir Şiir, İki Kent” (2009) konuşmasında Cahit Külebi’nin eserleri ile kendi şiirlerinde paralellik gösteren göç olgusu üzerinde duruyor. Margulies’e göre değeri fark edilmemiş bir şair olan Külebi’deki cevher, “kemiklerinde hissettiği” duyguları yazması, sade ve vurucu bir anlatı kurmasıyla ilişkilidir. Külebi’nin “İstanbul” ve “Tokat’a Doğru” şiirleri, Margulies’in “İki Kentin Öyküsü” şiirine benzer şekilde göç edilen şehre alışmaya çalışırken geride bırakılan yere duyulan özlemi anlatır. 17 yaşında Londra’ya göç eden Margulies’in şiirlerinin merkezinde çocukluğunun, Robert Kolej yıllarının İstanbul’una beslediği nostaljik hisler vardır.
Ayfer Tunç ise “Herkes Kendi Şehrinin En İyi Âşığıdır” (2009) konuşmasında, toplumsal hafızamızda yer eden İstanbul ve Ankara imgeleri arasında tezatlıklar kuruyor; sözcükler, edebiyatçılar, ressamlar, sosyal sınıflar, âşıklar üzerinden iki şehre yakıştırmalar yapıyor. Örneğin ona göre İstanbul aforizmalar; Ankara atasözleri ve deyimlerdir. İstanbul Tolstoy’un Anna Karenina’sı veya Gustav Flaubert’in Madame Bovary‘si; Ankara Dostoyevski’nin Suç ve Ceza’sıdır. İstanbul Yahya Kemal, Ahmet Hamdi Tanpınar, Küçük İskender’dir; Ankara Yakup Kadri Karaosmanoğlu ya da Barış Bıçakçı. İstanbul Cihat Burak; Ankara Turan Erol’dur. İstanbul alt, orta, üst sınıfların heterojen karışımıyken, Ankara orta sınıftır. İstanbul sınıf kompleksine; Ankara Oedipus kompleksine yazgılıdır. İstanbul aşkından deli olunan sevgili; Ankara masum nişanlıdır. Ayfer Tunç’un iki şehri imgeleminde neden böyle konumlandırdığı, arşiv kaydında ayrıntılarıyla bulunabilir.
Herkül Millas, Türk ve Yunan Romanlarında “Öteki” ve Kimlik (2005) kitabından yola çıkarak yaptığı “İstanbul Romanlarında Azınlıkların Maceraları: 1872-2003” (2009) konuşmasında, azınlıkların İstanbul’da geçen romanlardaki olumlu, olumsuz, stereotipik ya da nostaljik temsillerine odaklanıyor. Millas’a göre azınlıklar, İttihat ve Terakki Fırkası’nın iktidarına kadar Şemsettin Sami, Ahmet Mithat, Sami Paşazade Sezai, Recaizade Mahmut Ekrem, Saffet Nezihi, Halit Ziya gibi yazarlarca olumlu resmedilir. Hüseyin Rahmi Gürpınar ve Ömer Seyfettin gibi, edebî kariyeri Osmanlı’nın son döneminde başlayıp Cumhuriyet’in ilk yıllarında sürmüş geçiş dönemi yazarlarının romanlarındaysa olumsuz resmedilen azınlık karakterler yaygınlaşır. Yakup Kadri, Aka Gündüz, Sadri Erdem, Attila İlhan, Tarık Buğra, Turhan Tan ve Feridun Fazıl Tülbentçi gibi yazarların eserlerinde azınlıklar, millî roman akımı ve hâkim milliyetçi ideolojinin etkisiyle olumsuz tasvir edilir. Halikarnas Balıkçısı, Kemal Tahir ve Yılmaz Karakoyunlu romanlarında Anadoluluk asıl ortak paydadır ve azınlıklar toplumun bir paydaşı olarak görülür. Sosyalist yazarlar Nâzım Hikmet, Orhan Kemal, Suat Derviş, Vedat Türkali, Sabahattin Ali ve Fakir Baykurt’un eserlerinde azınlıklar müşterek bir özgürlük mücadelesinin özneleri olarak olumlanır. Millas’ın hümanist anlayışa örnek gösterdiği Reşat Nuri Güntekin, Sait Faik Abasıyanık, Hafit Refiğ, Necati Cumalı, Adalet Ağaoğlu, Nezihe Meriç, Ahmet Altan, Oğuz Atay ve Ahmet Eroğlu romanlarında karakterlerin etnik kökenleri, dinleri önemli değildir. Feride Çiçekoğlu’nun Suyun Öte Yanı (1992), Oya Baydar’ın Erguvan Kapısı (2004) ve Demir Özlü’nün kitaplarında, Nedim Gürsel’in Boğazkesen (1995), Orhan Pamuk’un Benim Adım Kırmızı (1998) ve Kemal Anadol’un Büyük Ayrılık (2003) romanlarında azınlıklar nostaljik bir iyimserlikle hatırlanır. Bilge Karasu, Sevgi Soysal, Aslı Erdoğan, Ahmet Ümit, Elif Şafak ve yine Orhan Pamuk romanlarında farklı etnisiteler azınlık etiketi taşımaksızın çokkültürlülük ekseninde temsil edilir. Evangelinos Misailidis, Zaven Biberyan, Mario Levi, Kriton Dinçmen’in romanlarındaysa ana karakter genellikle Rum, Yunan veya Ermeni bir erkekken, “öteki” çoğunluğu temsil eden Türk bir kadındır ve romanların sonunda farklı etnisitiler arasındaki çatışmaların çözümsüz kalması yaygındır. Millas’ın değindiği diğer eserler, çözümlemeler ve istisnai örnekler arşiv kaydından detaylarıyla okunabilir.
Bu konuda değineceğim son arşiv kaydı ise Murathan Mungan’ın “İstanbul İmgeleri” (2009) konuşması. Mungan, İstanbul imgelerinin kaynaklarını ve Beyoğlu’yla özdeşleştirilen kozmopolitlik mefhumunu irdeliyor. Fotoğrafların, şarkıların, filmlerin ve kitapların yarattığı İstanbul imgelerinin herkesin zihninde farklı yer ettiğini; küçük şehirlerde yaşayanların, taşradan İstanbul’a göç edenlerin, İstanbul’da doğanların ve turistlerin dünyasında kentin bambaşka anlamlar taşıdığını dile getiriyor. Kültürlerin, tarihleri hiçe sayılarak sahiplenilmesinin, sembolik ve yüzeysel kültür alışverişinin kozmopolitliğe dönüşmediğinin altını çiziyor. İstanbul’un değişen imgelerine ve kozmopolit yapısına Mungan’ın penceresinden bakmak isteyenler deşifrenin tamamını inceleyebilir.
Edebiyattan Kareler: Gülsün Karamustafa Arşivi
Salt Araştırma’da Türkçe edebiyat ile ilgili veri bulabileceğimiz bir diğer konu, sinema-edebiyat etkileşiminden doğan içerikler ve film uyarlamaları. Sanatçı ve yönetmen Gülsün Karamustafa’nın Salt Araştırma’daki arşivinde modernist roman ve öykülerden uyarlanmış ya da senaristliğini yazarların üstlendiği filmlere dair pek çok bilgi bulunabilir. Kayıtlar arasında, Türkçe edebiyatın ilham verdiği filmlere ilişkin fotoğraflar, broşürler, kostüm çizimleri, eskizler ve çeşitli eleştiri yazıları yer alıyor. Bu belgeler, hem 1980’li ve 90’lı yılların üretim ortamına hem de sanatçı, yazar ve yönetmenlerin üzerine eğildiği toplumsal meseleler ile aralarındaki iş birliklerine ışık tutuyor. Yazının devamında, Gülsün Karamustafa Arşivi’nin sunduklarını bu bağlamda değerlendireceğim.
Film ve dizi setlerinden, festivallerden fotoğraflar, koleksiyonda önemli bir yer tutuyor. Örneğin Karamustafa’nın sanat yönetmenliğini üstlendiği Gecenin Öteki Yüzü dizisinden ve Füruzan’la yönetmenliğini paylaştığı Benim Sinemalarım filminin çekimlerinden fotoğraflar, on yıllar öncesinde sanatçıların çalışma koşulları ve üretim pratikleri hakkında ipuçları veriyor.
Benim Sinemalarım (1990) filminin çekim hazırlıkları
Salt Araştırma, Gülsün Karamustafa Arşivi
Salt Araştırma, Gülsün Karamustafa Arşivi
Ayrıca Karamustafa’nın Bir Yudum Sevgi (1984) ve Asılacak Kadın (1986) filmleri için çizdiği kostümler, filme uyarlanmasını hayal ettiği “Parasız Yatılı” ve “Günübirlik Adada” öykülerine ait senaryo taslakları ile eskizler, arşivde karşımıza çıkan malzemeler arasında. Karamustafa’nın çizimlerinde ve sayfa kenarlarına aldığı küçük notlarda karakterlerin, diyalogların kâğıt üzerindeki betimlemelerden ekrana taşınma süreçlerini izleyebiliyoruz.
Gülsün Karamustafa’nın Bir Yudum Sevgi (1984) filmi için hazırladığı kostüm taslakları
Salt Araştırma, Gülsün Karamustafa Arşivi
Salt Araştırma, Gülsün Karamustafa Arşivi
“Günübirlik Adada” öyküsünün senaryo çalışması
Salt Araştırma, Gülsün Karamustafa Arşivi
Salt Araştırma, Gülsün Karamustafa Arşivi
Kayıtların büyük bir kısmı ise Bir Yudum Sevgi, Asılacak Kadın, Gecenin Öteki Yüzü ve Benim Sinemalarım yapımlarını kaleme alan tanıtımlar, eleştiriler ve söyleşilerden oluşuyor. Bu birikime bakarak filmlerle temas etmiş yazar, yönetmen, oyuncu ve izleyiciler kadar dönemin toplumsal koşulları hakkında da bilgi edinebiliyoruz.
Füruzan’ın 1973’te kaleme aldığı “Benim Sinemalarım” öyküsünün sinemaya uyarlanma serüvenini, filmin yönetmeni Füruzan ve sanat yönetmeni Gülsün Karamustafa’nın verdiği röportajlar ile köşe yazılarında buluyoruz. Film çekiminin maddi güçlüklerden dolayı üç yıl sürmesi, iki kadın sanatçının bir araya gelişi, bir yazar ile bir ressamın buluşması yoğun merak konusu oluyor. Köşe yazılarında, filmin Cannes Film Festivali’nde gördüğü takdire değiniliyor; Hülya Avşar’ın oynadığı Nesibe karakterinin Türkiye’deki aile yapısı ve yoksulluk kıskacındaki kaderi eleştiriliyor. Böylece arşiv, öykünün ve filmin arka planını, toplumsal etkilerini kayda geçiriyor.
Yine bir Füruzan öyküsünden uyarlanan Gecenin Öteki Yüzü dizisi hakkındaki belgeler, Füruzan’ın uyarlamalara yaklaşımına, Gülsün Karamustafa’nın sanat yönetmeni olarak yaptığı düzenlemelere ve yönetmen Okan Uysaler’in öyküyü televizyon yapımına dönüştürmede karşılaştığı zorluklara dair tanıklıklar sunuyor. Dizi 1987 yılında çekilse de, öykü 1950’ler İstanbul’unda geçiyor. Sürekli ve çok hızlı değişen bir kentte öyküdeki atmosferi yaratmanın, Karamustafa için meşakkatli olduğu anlaşılıyor. Dizinin her set gününü ziyaret eden Füruzan’ın, adaptasyon sırasında karşılaşılan güçlüklerde dizi ekibinin yanında olduğunu görüyoruz.
Gecenin Öteki Yüzü (1987) dizisinin çekimlerinden fotoğraf
Soldan sağa: Gülsün Karamustafa, Okan Uysaler, Haluk Bilginer, Zuhal Olcay, Colin Monie, Füruzan
Salt Araştırma, Gülsün Karamustafa Arşivi
Soldan sağa: Gülsün Karamustafa, Okan Uysaler, Haluk Bilginer, Zuhal Olcay, Colin Monie, Füruzan
Salt Araştırma, Gülsün Karamustafa Arşivi
Latife Tekin’in ilk romanından sonra yazdığı senaryoysa Bir Yudum Sevgi filmini ortaya çıkarıyor. Yönetmenliğini Atıf Yılmaz’ın, başrolünü Hale Soygazi’nin üstlendiği filmin sanat yönetmenliğini Gülsün Karamustafa yapıyor. 1984’te vizyona girdiğinde filmin uyandırdığı alakayı belgelerden okuyabiliyoruz. Film ekibinin ve eleştirmenlerin dikkati, toplumsal cinsiyet ve kadın özgürlüğü, kadın-erkek ilişkileri, cinsel özgürlük konularına yoğunlaşıyor. Filmin sinema tarihi ve Atıf Yılmaz’ın yönetmenlik kariyerindeki yeri, Yeşilçam sinemasıyla ilişkisi masaya yatırılıyor. Karamustafa’nın gecekondu yaşamını gerçekçi biçimde perdeye yansıtması, Latife Tekin’in yazarlığının senaryoya etkisi ve oyunculuklar hakkında yazılıp çizilenler de arşiv belgelerinden takip edilebiliyor.
Gülsün Karamustafa’nın sanat yönetmenliğini üstlendiği bir diğer film, Pınar Kür’ün Asılacak Kadın romanının aynı isimli uyarlaması. Eleştirmen Fatih Özgüven’in film setine yaptığı ziyareti anlattığı yazıdan, filmin yapım sürecine ve çekildiği mekânlara daha yakından bakabiliyoruz. Çocukluğundan beri hizmetçilik yaptığı konağın beyiyle zorla evlendirilen Melek’in cinsel istismarla geçen yaşamını anlatan bu sert hikâyenin filme alınışındaki detaylar okumaya şayan.
Yazıda özetlemeye çalıştığım üzere Salt Araştırma arşivleri, Türkçe edebiyatla ilişkili belgeler odağında incelendiğinde farklı veçheler kazanıyor. Edebiyata temas eden dergi ve gazeteler, konuşma dökümleri, Feridun Fazıl Tülbentçi ile Gülsün Karamustafa’nın arşivleri, Türkiye’de edebiyat üretimi ve edebiyatı etkileyen toplumsal dinamikler hakkında pek çok ipucu barındırıyor. Ayrıca kapsamı bu yazının sınırlarını aşacağı için yer vermediğim, 2024’te Salt ve Kadir Has Üniversitesi iş birliğiyle erişime açılan Reşad Ekrem Koçu ve İstanbul Ansiklopedisi Arşivi de Türkçe edebiyat adına zengin bir kaynak teşkil ediyor. Farklı disiplinlerden akademisyen ve araştırmacıların arşiv malzemelerini kendi ilgi alanları doğrultusunda keşfetmesi, çeşitli bilgi kümeleriyle ilişkilendirmesi başka okumalara da kapı aralayacaktır. Bu kaynakların araştırmacılar, öğrenciler ve edebiyat okurlarına yeni pencereler açmasını, daha kapsamlı araştırmalara vesile olmasını umuyorum.
Ebrar Başyiğit, lisans eğitimini Boğaziçi Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde ve Film Çalışmaları Programı’nda tamamladı. Dokuz8Haber‘de yurttaş gazetecilik; sivil toplum kuruluşlarında gönüllülük yaptı. Amerikan Research Institute in Turkey’nin (ARIT) American Board Arşivi çalışmasında ve Salt Araştırma’nın Garanti Bankası Arşivi projesinde araştırmacı olarak yer aldı. Yıldız Teknik Üniversitesi’nde yüksek lisans eğitimine devam ederken Freie Universität Berlin’de bir dönem misafir öğrenci olarak bulundu. Türkçe edebiyat ve toplumsal cinsiyet, dünya edebiyatının dolaşımı, transnasyonel feminizm ve medyalararasılık alanlarında araştırmalarını sürdürmektedir.
- 1.Salt Araştırma'nın web sitesindeki keşfet kutucuğunda iki yüzü aşkın belge türü mevcut.
- 2.Örneğin web sitesindeki arama kutucuğuna "Türk edebiyatı", "Turkish Literature", "Yazarlar", "Authors", "Şairler", "Poets" yazıp bu anahtar kelimelerle etiketlenmiş belgelere ulaşılabilir. Ayrıca yazar veya eser isimleriyle spesifik aramalar da yapılabilir.
- 3.Naim Güleryüz, "LA BOZ DE TÜRKİYE – 2", Şalom, 10 Ağustos 2016. Erişim: 10.07.2025, https://www.salom.com.tr/arsiv/haber/100119/haber.