"Kadının Müşfik Eli": Ev-Kadın Dergisinde El Sanatlarının Popüler Tarihi (1945-1950)

Damla Göre

8 Aralık 2025

1 <i>Ev-Kadın</i> dergisinin (Sayı: 2, Mayıs 1945) kapak sayfasında nakışla meşgul bir kadın resmi
Kadın Eserleri Kütüphanesi ve Bilgi Merkezi Vakfı, Süreli Yayın Koleksiyonu
Ev-Kadın dergisinin (Sayı: 2, Mayıs 1945) kapak sayfasında nakışla meşgul bir kadın resmi
Kadın Eserleri Kütüphanesi ve Bilgi Merkezi Vakfı, Süreli Yayın Koleksiyonu
Mimar ve bağımsız araştırmacı Melis Cankara ile Salt’tan Orkun Dayıoğlu’nun hazırladığı; mimarlık alanında kadın emeği ve temsil biçimlerini inceleyen yazı dizisinin ikinci bölümü, odağını el sanatlarına çeviriyor. Erken Cumhuriyet döneminde modernizmin taşıyıcısı olarak görülen mimarlık pratikleri karşısında, kadın ve ev ile özdeşleştirilen zanaat üretimlerine bakmanın açabileceği imkânları irdeliyor; her iki alanı da şekillendiren siyasi ve toplumsal dinamiklere dair bir perspektif sunuyor. Mimar ve araştırmacı Damla Göre’nin, el sanatlarını popüler yayıncılıkla buluşturan Ev-Kadın dergisini odağına aldığı bu yazı, zanaatın toplumsal rolünü ve toplumsal cinsiyetle ilişkisini gözden geçiriyor.

Tarihi 1860’lara uzanan Osmanlıca kadın dergilerinin belki de en tutarlı özelliği; nakış, kanaviçe, örgü ve dokuma örnekleriyle dolup taşan elişi sayfalarıdır. Bu uzun geçmiş üzerine inşa edilen Cumhuriyet dönemi kadın dergilerinde elişi yeni bir içerik olmasa da, zanaat ilk defa bir tarih bilinciyle işlenir ve yeni rejimin milliyetçi ideolojisiyle tekrar üretilir. Tasarım tarihinin kıyısında kalmış bu yayınlar, özellikle tekstil, ama daha da çarpıcı biçimde dekoratif sanatlar ve mimarlık tarihiyle kurdukları bağ açısından kritik bir önem taşır.1

Bu yazıda, Cumhuriyet tarihinin sayısız elişi yayınından biri olan Ev-Kadın dergisini ele alarak dönemin kadın dergilerinde zanaatın toplumsal rolüne ve toplumsal cinsiyetle ilişkisine odaklanacağım. Kız enstitüleriyle ortaklaşa çalışan ve el sanatlarını popüler yayıncılıkla buluşturan Ev-Kadın, el sanatları ile sanat tarihi arasındaki gerilimli ilişkinin somut bir örneğini sunar. Bu gerilim, bir yandan el sanatları gibi zanaatların endüstri ve dolayısıyla modern olanın dışında, öte yandan da “kadınsı”, bu yüzden de amatör, fikrî ve sınai bakımdan ikincil görülmesi sorunsalıdır. Oysa zanaat ne tarihsel koşullardan yalıtılmış, pasif ve homojen bir üretimdir, ne de sanat tarihçisi Rozsika Parker’ın işaret ettiği üzere kadınlığa içkin bir alandır.2 Ev-Kadın özelinde bu ikili durum, milliyetçi ideolojideki kadın tahayyülünün de etkisiyle, kadınlık ile el sanatları arasında kurulan organik bağda ifadesini bulur. Bu kurgusal inşa ise ikisini de sanat ve mimarlık tarihi yazımında silikleştirir.

Bu paradoksu, erken Cumhuriyet basınında zanaatın popüler(leşen) tarihi üzerinden tartışmaya açacağım. Bunu yaparken “eleştirel zanaat çalışmaları” (critical craft studies) çerçevesinde tarihsel anlamıyla karşıt konumlandırılan zanaat ile sanat (ya da mimarlık) kavramlarını toplumsal ve tarihsel boyutlarıyla ele alacağım.3 Amacım, kadınlık tanımının açıkça araçsallaştırıldığı tek parti döneminde feminist kahramanlar aramak değil. Tam tersine, feminist hareketin durgunluk dönemi olarak anılan yıllarda, el sanatları aracılığıyla kadınların nasıl hem tasarım tarihinin hem de milliyetçi söylemin failleri olarak konumlandığını göstermeye çalışmak.4

Cumhuriyet’e uzanan yolda kadın zanaatkârlar

Ev-Kadın dergisine geçmeden önce, derginin merkezine aldığı el sanatlarının erken Cumhuriyet dönemine dek kadınların sosyal ve ekonomik konumuyla nasıl kesiştiğini anlamakta fayda var. Bu çerçevede, 19. yüzyılda kurumsallaşmaya başlayan zanaat eğitiminin özellikle kadınları nasıl tekstil odaklı üretim pratiklerine yönlendirdiğinden kısaca söz edeceğim. Bu tarihsel arka plan, Cumhuriyet’in eğitim politikaları ve dergicilik faaliyetlerine sirayet etmiş toplumsal cinsiyet idealleriyle yapma pratikleri arasındaki özdeşleşmeyi kavramak açısından kritik bir bağlam sunar.

Zanaat, loncaların ataerkil yapısında kadınlara yer açmasa da, ihtiyaç sahibi pek çok kadın için yüzyıllar boyunca önemli bir geçim kaynağı olagelmiştir. Osmanlı’da kadın zanaatkârlar çoğunlukla evlerinden üretime katılmış; iplik eğirme, ipek üretimi, dantel, nakış ve dikiş gibi el işleriyle âdeta bağımsız atölyeler olarak çalışmışlardır. Bu üretimleri bazen ailenin erkek üyeleri üzerinden piyasaya sunulmuş, bazen görece büyük üretim merkezlerine taşeronluk hizmeti sağlamış, kimi zaman da doğrudan kendileri ya da başka kadın girişimciler tarafından satışa çıkarılmıştır.5

Kadınların bu hane temelli ve küçük ölçekli atölyeleri, aslında Batı modeliyle tam anlamıyla özdeşleşmeyen zanaat-endüstri karışımı ekonomilerde temel bir rol oynar.6 Nitekim Donald Quataert, Avrupa ve Kuzey Amerika’da 19. yüzyılda fabrika odaklı makineleşme üzerinden değerlendirilen ve çoğu kez tartışılmaz bir üstünlük olarak yorumlanan endüstrileşme anlatısına Osmanlı özelinde karşı çıkar.7 Ona göre bu tarz hane içi atölyeler, gerektiğinde teknolojik icatlarla da harmanlanan, ucuz ve esnek üretim biçimleri ile Osmanlı için ekonomik bir alternatif oluşturmuş; hatta yüksek üretim hacmi ile 20. yüzyıl dönümünde âdeta bir “zanaat uyanışına” sebep olmuştur.8

2 İzmir Menemen Kız Mektebi’nde nakış dersleri, <i>La vie scolaire en Turquie</i> [Maarif Albümü], İstanbul: Devlet Matbaası, 1927 <br />
Salt Araştırma, Eğitim Arşivi<br />
İzmir Menemen Kız Mektebi’nde nakış dersleri, La vie scolaire en Turquie [Maarif Albümü], İstanbul: Devlet Matbaası, 1927
Salt Araştırma, Eğitim Arşivi

Kuşkusuz, Quataert’in tarif ettiği bu uyanışta rol oynayan en önemli etkenlerden biri de 1860’lardan itibaren ardı ardına açılan sanayi mektepleriydi. Avrupa’daki sanat ve zanaat (arts and crafts) okullarının bir muadili olarak kurgulanan bu kurumlarda, mevcut zanaat gelenekleri yalnızca sanayinin önemli kolları olarak tanınmakla kalmıyor; aynı zamanda modern pedagojik yaklaşımlar doğrultusunda müfredatta yeniden ele alınıyordu. Örneğin bu atılımın bir parçası olan kız sanayi mekteplerinin amacı, “Lisan, musiki ve inasa [kadınlara] mahsus el işleri talim olunmak” şeklinde tanımlanmıştı.9

Bu okullarda farklı sınıfsal ve coğrafi arka planlardan gelen kadınlar, bir yandan dikiş, nakış, kanaviçe, halı ve bez dokuma gibi el hünerlerini öğreniyor; diğer yandan resim, geometri, biçim gibi temel tasarım dersleri alıyorlardı.10 Erkek şubelerinde demircilik ve marangozluk gibi “ağır” (malzemeli) iş kolları öğretilirken, kadın şubeleri istisnasız tekstil temelli üretimlere adanmıştı.

Cumhuriyet döneminde de bu çizgi sürdü: Modern Türkiye’ye devredilen tek kadın eğitim kurumu olan bu okullar, 1928-1929’da Kız Enstitüleri adını alarak aynı ders programını uygulamaya devam etti.11 Sanayi vurgusu önceki döneme nazaran azalsa da, ev idaresi ve dikiş-nakış, şapka yapımı, moda gibi atölye dersleriyle kız öğrencilerin ana işgücü yine zanaatlar üzerinden tanımlanıyordu. Yeni ulus-devletin üretici kadınlarının görev yerleri ise belki Osmanlı’daki okullara kıyasla daha vurgulu bir biçimde, yine hane içi olarak kurgulanmıştı.12

Zanaatı cinsiyetlendirmek

Kadın dergiciliğinde elişi örneklerinin değişmez ağırlığını, üretim pratiklerindeki böyle bir sürekliliğin parçası olarak görüyorum. Kadınların evden mektebe, mektepten atölyelere uzanan işgücünde başat bir rol üstlenen el sanatları, doğal olarak, onlara hitap eden dergilerin de kilit bir ögesidir.

Yine de zanaat temasının kadınlara yönelik dergicilikte baskın içerik olarak belirginleşmesini özellikle 1930’lardan sonra ayrıca ele almak gerekir. 1929’daki iktisadi daralmanın yarattığı baskı ve rejimin Cumhuriyet kadını idealine dair ideolojik vurgusunu güçlendirmesi, söz konusu dönüşümde etkili olmuştur.13 Bu dönemde el tezgâhında yapılan üretim makine üretimine kıyasla hâlâ daha ucuzdur.14 Dolayısıyla ev hanımlarına hitap eden dergiler, kendilerini neredeyse tamamen bu tarz tekstil üretimlerini canlandıracak elişi örneklerine adamış; emek-yoğun faaliyetlerdeki “kadınlık” kurgusunu pekiştirmiştir.

3 Gazeteci İlhan Çevik’in yaptığı röportajda Ankara İsmet Paşa Kız Enstitüsü ve enstitüdeki atölyelerin tanıtımı, <i>Ev-Kadın</i>, Sayı: 11, Şubat 1946, ss. 20-21<br />
Kadın Eserleri Kütüphanesi ve Bilgi Merkezi Vakfı, Süreli Yayın Koleksiyonu
Gazeteci İlhan Çevik’in yaptığı röportajda Ankara İsmet Paşa Kız Enstitüsü ve enstitüdeki atölyelerin tanıtımı, Ev-Kadın, Sayı: 11, Şubat 1946, ss. 20-21
Kadın Eserleri Kütüphanesi ve Bilgi Merkezi Vakfı, Süreli Yayın Koleksiyonu

Piyasadaki tek elişi dergisi olmasa da Ev-Kadın, beş yıllık yayın hayatıyla erken Cumhuriyet döneminde söz konusu kurgunun başat aktörlerinden biri olarak öne çıkar. Milliyetçi muhafazakâr yazar, yayıncı ve eğitimci Mehmet Faruk Gürtunca’nın ellerinde şekillenen dergi, kendini “ev, iş, kadın, moda, elişleri, yün, örgü işleri dergisi” olarak tanımlar ve açılış sayısında misyonunu şöyle açıklar:

“Kadının ilk ve en önemli vazifelerinden birisi ana olmaktır. […] İkinci vazifesi de sosyetede, ekonomide, aile geçiminde, ev bakımında ve evine yapabileceği büyük gösterileri her şeyden üstün tutmaktır. […] Ev-Kadın‘ın sizlere her yolda ve her hususta elinden geldiği kadar yardım edeceğine emin olabilirsiniz.”15

Bu imgede, ideal Türk kadını evde, ev halkı için yaşayan ve eve ait işlerle uğraşan kimsedir. Zira Sibel Bozdoğan’ın incelediği üzere, kadın ve ev temaları Kemalist rejimin iki ilişikli takıntısına dönüşmüştür.16 1945’te yayımlanmaya başlayan Ev-Kadın dergisi, başlığında her iki anahtar kelimeyi de sahiplenerek söz konusu ideolojiye hizmet edeceğini açıkça ilan eder. Kadın ile ev arasındaki organik bağı, el emeğini evcillik (domesticity) ve kadınlık imgelerinin tam kalbine yerleştirerek özcü bir kurguyla inşa eder. Bu özcü kurguda, eve adanan emeğin kadın kadar onun elleriyle biçim kazanan nesneleri de güzelleştirdiği inancı hâkimdir. Örneğin yayının ilerleyen sayılarında dergiye methiyeler düzen bir kadın şair, “Evi güzel yapan kadının müşfik elidir”17 mısrasıyla, “kadın” ve “ev” kavram kaynaşmasını yine el emeği üzerinden şiirleştirecektir.

Ev-Kadın, Türk kadınının toplumsal cinsiyet rolüne atfedilen “maharet”, “ustalık” gibi nitelikleri sık sık işlese de, derli toplu fikir yazılarına nadiren yer verir. İdeolojik çerçevesini daha çok el sanatlarında kodlanmış renkli ve zengin bir görsel dil üzerinden aktarır. Yayıncılığı, edebî ya da mesleki mecmualardan bu noktada ayrışır: İçerik olarak kız enstitülerin zanaat müfredatını takip eder, lakin bu programı, enstitülerin kendi dergilerinden farklı olarak görsel-yoğun anlatımlarla, reçete gibi kısa ve pratik açıklamalarla popülerleştirir.

Dergi, çıkış sayısında söz verdiği üzere en çok el sanatlarına odaklanır. Ev idaresine dair çocuk bakımı, sağlık ya da adabımuaşeret gibi konulara değinen serpiştirme yazıları bir kenara bırakırsak, kıyafetten yastığa, perdeden masa örtüsüne kadar geniş bir yelpazede sunulmuş tekstil tasarımları sayfaları çevirirken en çok göze çarpan içeriklerdir. Bu görsel şölende döşemelik kumaş modelleri, dikiş patronları, birebir kopya paftaları ve bitmiş uygulama eskizleri okuyucuyu doğrudan el emeğinin teknik ve yaratıcı dünyasının içine sürükler.

4 <i>Ev-Kadın</i>, Sayı: 17, Ağustos 1946, ss. 8-9<br />
Kadın Eserleri Kütüphanesi ve Bilgi Merkezi Vakfı, Süreli Yayın Koleksiyonu <br />
Solda, kanaviçeli yastık modeli ve modeldeki renklerin anahtar planda açıklaması; sağda, derginin başka bir sayfasında tanıtılmış nakış örneğinden desen transferi için modelin birebir ölçekli çizim paftası yer alıyor.
Ev-Kadın, Sayı: 17, Ağustos 1946, ss. 8-9
Kadın Eserleri Kütüphanesi ve Bilgi Merkezi Vakfı, Süreli Yayın Koleksiyonu
Solda, kanaviçeli yastık modeli ve modeldeki renklerin anahtar planda açıklaması; sağda, derginin başka bir sayfasında tanıtılmış nakış örneğinden desen transferi için modelin birebir ölçekli çizim paftası yer alıyor.

Dergide not düşüldüğü üzere bu modellerin çoğu, farklı şehirlerdeki kız enstitülüleri tarafından tasarlanmaktadır. Örneğin çiçek modellerini İstanbul Kadıköy Kız Sanat Okulları öğretmeni Leman Karagüzel tasarlarken, dikiş derslerini Çorlu Akşam Kız Sanat Okulu öğretmeni Bedahat Erten vermekte; İstanbul Kadıköy Sanat Enstitüsü’nün müdür yardımcısı B. Erselcan ise çeşitli motif tasarımları ve çizimler ile katkıda bulunmaktadır.18 Bu eğitimciler dışında, okuyucular da kendi nakışlarının fotoğrafları, hesap işleri, patronları ve renk şemalarını (ayrıca fiyatlarını) göndererek bu görsel fikir ağına dâhil olabilmektedir.

Ev-Kadın, gerek Türkiye’nin dört bir yanını kapsayan sipariş ağı gerekse imzalı elişi modellerini yayımlayarak yaptığı reklamlarla, kadınların bağımsız faaliyetlerini büyütmelerine yardımcı olur. Enstitü öğrencileri ve yürütücüleri tarafından takip edilen derginin sayıları, muhtemelen evler kadar enstitülerin atölyelerinde de elden ele dolaşır. Böylece dergi sayfalarını dolduran modeller popüler basına ait alanın ötesine geçerek kız enstitülerinde akademik çalışmalara geri kazandırılır.19

“Millî elişi”

Ev-Kadın‘ın her sayısında hane içi, kadın zanaatkârların el emeği nakışlarla tekrar tekrar donatılarak binbir yüzüyle okuyucuların karşısına çıkar. Bu tekstil temelli dekorasyon anlayışı, dönemin mimarlık dergilerinde20 öne çıkan geometrik çizgili, ham malzemeli, minimalist evler ve onun yüksek modernizmiyle taban tabana zıt bir estetik dildir. Resmedilen odalar bir köşeden öbür köşeye uzanan çiçekli perdeler, figürlü yastıklar, desen zengini örtüler ile giydirilir. Üstelik bu işleme zengini süsler, motif ve figürleriyle dönemin milliyetçi anlayışını da dekoratif sanatlara uyarlamaktadır.

5 Goncalı masa örtüsü modeli ve çiçekli döşemelik kumaşların salonda farklı kullanım alanları, <i>Ev-Kadın</i>, Sayı: 29, Mayıs 1947, ss. 16-17<br />
Kadın Eserleri Kütüphanesi ve Bilgi Merkezi Vakfı, Süreli Yayın Koleksiyonu
Goncalı masa örtüsü modeli ve çiçekli döşemelik kumaşların salonda farklı kullanım alanları, Ev-Kadın, Sayı: 29, Mayıs 1947, ss. 16-17
Kadın Eserleri Kütüphanesi ve Bilgi Merkezi Vakfı, Süreli Yayın Koleksiyonu

6 Piyasadaki ev buhranına cevaben iki odalı bir evde dekorasyon önerisi, “5 Kişi için 2 Oda”, <i>Ev-Kadın</i>, Sayı: 25, Mart 1947, s. 31 <br />
Kadın Eserleri Kütüphanesi ve Bilgi Merkezi Vakfı, Süreli Yayın Koleksiyonu<br />
Piyasadaki ev buhranına cevaben iki odalı bir evde dekorasyon önerisi, “5 Kişi için 2 Oda”, Ev-Kadın, Sayı: 25, Mart 1947, s. 31
Kadın Eserleri Kütüphanesi ve Bilgi Merkezi Vakfı, Süreli Yayın Koleksiyonu


“Millîlik” vurgusu mimari alanda Sedad Hakkı Eldem’in Millî Mimarlık Seminerleri’ne paralel olarak 1940’larda dekoratif sanatlarda da önem kazanır. Tekstil alanında bu araştırma, aslında güzel sanatlar fakültesinden ziyade özellikle kız sanat enstitüleri ve sanatçılar tarafından yürütülmektedir. Osmanlı’da işleme sanatıyla birlikte çini, halı, kilim gibi kültürel nesneleri merkezine alan halk sanatına artan ilgi, örneğin ressam Melek Celâl Sofu’yu, bu alandaki ilk yerli eser olarak anılan Türk İşlemeleri kitabını yazmaya yöneltir.21 1939’da yayımlanan kitabı izleyen yıllarda, kültür alanına hizmet eden birçok eğitimci, idareci ve sanatkâr, bir yandan tekstil üzerinden sanat tarihini araştırırken bir yandan da desen çalışmalarında yeni yorumlamalarla bu tarihi dönemin zevkine uyarlar.22

Ev-Kadın da ilk sayısından itibaren “millî elişi” olarak adlandırdığı teknik ve motiflere yer verir. Bu zanaatın inceliklerinin aktarımı ve modern yorumları derginin tasarım anlayışının bel kemiğini oluşturur: “Bugün bütün sanat okullarında Türk motifleri yaldızlı simle karışık olarak rengârenk ipek ipliklerle işleniyor. Bu motifi yaşatmak, zenginleştirmek elbette millî bir zevktir.”23

7 Eski 9 10 Birlesik Türk işlemelerinin kısa bir tarihi (solda; s. 16) ve işlemeleri oluşturan motiflerde nakış yöntemleri (sağda; s. 28), <i>Ev-Kadın</i>, Sayı: 12, Mart 1946<br />
Kadın Eserleri Kütüphanesi ve Bilgi Merkezi Vakfı, Süreli Yayın Koleksiyonu
Türk işlemelerinin kısa bir tarihi (solda; s. 16) ve işlemeleri oluşturan motiflerde nakış yöntemleri (sağda; s. 28), Ev-Kadın, Sayı: 12, Mart 1946
Kadın Eserleri Kütüphanesi ve Bilgi Merkezi Vakfı, Süreli Yayın Koleksiyonu

Kız enstitülerinin dikiş-nakış öğretmenleri, müdür muavinleri ve hakkında kısıtlı bilgi bulunan pek çok kadın zanaatkâr, Osmanlı el sanatlarından yadigâr motifleri “Türk” markası altında yeniden dokurken tam da bu millî zevkin peşindedir. Nakışlarını çintemani, kuş, hatai gibi dekoratif ögelerin yanı sıra çınar, karanfil, gül ve lale gibi bitkiler süsler. Bu motifleri, suzani denilen iğne işi, genellikle ince gümüş tellerin sarılmasından oluşan sarma işi ya da yarı saydam kumaşların altından görünen desenlerle bezeli gölge işi gibi tekniklerle hayata geçirirler. Millîlik vurgusu yerli malı konusuna da taşınır: Çoğu, nakışlarda keten ve bez gibi yerli olarak üretilen kumaşların kullanılmasını önerir.24 Her yazının sonunda sebatla ve ısrarla, yerli bir işletme olan Ören Bayan ipliklerini tavsiye ederler.25

8 Türk motifi olarak anılan karanfil ve lale desenleriyle yapılmış bir masa örtüsü, <i>Ev-Kadın</i>, Sayı: 33, Ağustos 1947, s. 20<br />
Kadın Eserleri Kütüphanesi ve Bilgi Merkezi Vakfı, Süreli Yayın Koleksiyonu
Türk motifi olarak anılan karanfil ve lale desenleriyle yapılmış bir masa örtüsü, Ev-Kadın, Sayı: 33, Ağustos 1947, s. 20
Kadın Eserleri Kütüphanesi ve Bilgi Merkezi Vakfı, Süreli Yayın Koleksiyonu

Ev-Kadın‘ın geniş yazar kitlesi, Cumhuriyet ideolojisini desen çalışmalarına ilmek ilmek işlerken bu görsel ve dokunsal tasarım evreninde kültürel miras anlayışını da genişletmektedir. Birçok zanaatkârın elişi, folklorik ögeleri evlerin en ücra köşelerine kadar taşınan popüler kültür nesnelerine dönüştürür. Bu yaklaşım, soyut desenlerin ötesine geçerek belki de en berrak ifadesini Türk folklorunun stilize edildiği baskı modellerde bulur. Nasreddin Hoca’dan horon tepen Karadenizli dansçılara, harmandalı oynayan efelerden köy kızları ve köy evlerine uzanan imgeler, derginin folklor ile dekoratif sanatlar arasındaki doğrudan bağı nasıl kurduğunu çarpıcı biçimde ortaya koyar.

9 Nasreddin Hoca ile süslenen bir yastık kılıfı, <i>Ev-Kadın</i>, Sayı: 15, Haziran 1946, ss. 16-17<br />
Kadın Eserleri Kütüphanesi ve Bilgi Merkezi Vakfı, Süreli Yayın Koleksiyonu
Nasreddin Hoca ile süslenen bir yastık kılıfı, Ev-Kadın, Sayı: 15, Haziran 1946, ss. 16-17
Kadın Eserleri Kütüphanesi ve Bilgi Merkezi Vakfı, Süreli Yayın Koleksiyonu

10 Horon tepen köylüleri resimleştiren bir yastık kılıfı, <i>Ev-Kadın</i>, Sayı: 19, Ekim 1946, ss. 16-17 <br />
Kadın Eserleri Kütüphanesi ve Bilgi Merkezi Vakfı, Süreli Yayın Koleksiyonu
Horon tepen köylüleri resimleştiren bir yastık kılıfı, Ev-Kadın, Sayı: 19, Ekim 1946, ss. 16-17
Kadın Eserleri Kütüphanesi ve Bilgi Merkezi Vakfı, Süreli Yayın Koleksiyonu

Lakin kültürel miras anlayışının en serbest biçimde işlendiği, hatta icat edildiği alan, derginin “anıt-yastıklar” adıyla başlattığı seride görülür. Bu seri, “Millî Savaşta Türk Kadını”, “Kahraman Denizciler” ve “Kahraman Subaylar” gibi başlıklarla âdeta askerî tarihin görsel ikonografisini kurar. Aynı zamanda seri, derginin güncel siyasi gelişmelerle doğrudan temas ettiği belki de tek alandır. Örneğin Nisan 1946 sayısında yayımlanan “Kahraman Denizciler” hatıra masa örtüsü, Amerikan Missouri Zırhlısı’nın 5 Nisan’da İstanbul’a demirlemesini çoğu basın organıyla eş zamanlı aktarır.26 Bu tarihî olayın siyasi çözümlemesine girmese de, model tarifi bahanesiyle Turgut Reis, Hızır Reis ve Barbaros Hayreddin gibi denizcilik tarihinin önemli figürlerine övgüler düzer.27 Askerî tarihin geçmişini şimdisinin üzerine dokuyan bu küçük anı eşyası, ne kadar tuhaf görünse de, dergiyi takip eden genç kızlar ve kadınlar için bir hediyeliktir.

Serinin toplumsal cinsiyet açısından en vurucu örneği ise kanımca, “anıt-yastık” başlığıyla sunulan ve Ankara’daki Atatürk Anıtı’nı konu alan çalışma. Cumhuriyet’in kuruluş anlatısındaki paternalist tutumu yeniden üreten bu model, Kemalist rejimin feminist geçmişe dair hafıza kaybını bu kadar görsel bir dille aktaran ve borçluluk söylemini bu denli doğrudan ifade eden nadir tasarımlardandır.28 Yine de önemini istisnailiğinden ziyade sıradanlığından aldığını düşünüyorum. Sanat tarihi açısından niteliksiz sayılabilecek bu dekoratif nesne, tam da bu kitsch niteliği üzerinden konuşulmaya değer.29 Tarihi yüzeysel bir çekicilik ve abartılı bir duygusallıkla harmanlayışı, milliyetçiliğin Ev-Kadın gibi elişi dergilerinde metalaştırılmasını gözler önüne serer.

11 Ulus’taki (Ankara) Atatürk Anıtı ve anıt-yastık, <i>Ev-Kadın</i>, Sayı: 24, Şubat 1947, ss. 16-17<br />
Kadın Eserleri Kütüphanesi ve Bilgi Merkezi Vakfı, Süreli Yayın Koleksiyonu
Ulus’taki (Ankara) Atatürk Anıtı ve anıt-yastık, Ev-Kadın, Sayı: 24, Şubat 1947, ss. 16-17
Kadın Eserleri Kütüphanesi ve Bilgi Merkezi Vakfı, Süreli Yayın Koleksiyonu

Sonsöz

Derginin hikâyesi, Mehmet Faruk Gürtunca’nın 1950’lerde Demokrat Parti’den siyasete atılması ve ardından tutuklanmasıyla son bulur. Ev-Kadın‘ın serüveni burada kesilse de elişi dergilerinin popülerliği sürer. 1970’lere kadar neredeyse her iki yılda bir yeni elişi dergisi çıkar. Bu dergiler, ev tekstilleri örnekleri, modelleri, paftaları, dekorasyon tavsiyeleri ve görselleriyle iç mekânlarda orta sınıf zevklerini ve modanın ritmini belirlemeye devam eder.

El sanatları ve tasarım tarihinin bu ilginç kesitine bir pencere açan Ev-Kadın, mecralar ve disiplinler arasında örülen bir ilişkiler ağını görünür kılmaktadır. Buradan bakıldığında erken Cumhuriyet döneminde zanaat; basın, siyaset, sanayi, teknoloji, kadın tarihi, dekoratif sanatlar ve mimarlık gibi pek çok alanla etkileşim hâlinde olan, dinamik ve modern bir pratiktir. Dahası, üzerine yazılıp çizildikçe tarihsel işlevi de yeniden üretilir. Dergi sayfalarında yazarların, eğitimcilerin, zanaatkârların ve okuyucuların katkısıyla çeşitlenen desen ve motifler, hem milliyetçi büyük anlatıyı hem de bu anlatının kadınlık tahayyülünü teyit eder. Dolayısıyla el sanatlarının popüler tarihine bakmak, bu tahayyüllerin gündelik yaşam içerisinde nasıl içselleştirilip doğallaştırıldığını anlamaya yönelik pek çok ipucu sunar.

- - -


Damla Göre, lisansını ODTÜ Mimarlık Fakültesi’nde, yüksek lisansını İstanbul Bilgi Üniversitesi Mimarlık Tarihi, Teorisi ve Eleştirisi Programı’nda tamamladı. ETH Zürich’te GTA Institute bursiyeri olarak sürdürdüğü doktora eğitimini 2025 yılında “Salon alla franca” başlıklı teziyle tamamladı. Tezinde, Osmanlı matbuat tarihindeki farklı temsil ortamlarını inceleyerek, mobilya ve iç mimarlık tarihini ve bu tarihin oluşumunda kadınların aktif rolünü araştırdı. Araştırma alanları arasında, Doğu Akdeniz’de iç mekânların kültürel tarihleri ile toplumsal cinsiyet çalışmaları, tasarım kuramı ve mimarlık tarihi perspektifleri bulunmaktadır. Ayrıca Orta Doğu ve Kuzey Afrika’da sanat, mimarlık ve görsel kültür alanında faaliyet gösteren Manazir platformunun yönetim ekibinde yer almaktadır.
  • 1.
    Bu çalışmanın bir öncülünü, SAH Virtual 2025'te Charlotte Rottiers ve Linda Stagni tarafından düzenlenen panelde sunduğum "Sensory Regimes of Architecture in Turkish Craft Magazines" başlıklı sunumda paylaştım. Panelin organizatörlerine, araştırmacılara ve dinleyicilere yapıcı soruları için teşekkür ederim. Zanaat ile mimarlık arasındaki ilişkinin Osmanlı kadın dergileri özelinde ayrıntılı tartışması ise doktora tezimde yer almaktadır. Bkz. Damla Göre, "Salon alla franca: Gender, Furniture, and Interior Design in the Ottoman Media (1850s-1928)", Yayımlanmamış Doktora Tezi, ETH Zürich, 2025.
  • 2.
    Rozsika Parker ve Griselda Pollock, Old Mistresses: Women, Art and Ideology, Londra: I.B. Tauris, 2013, s.70.
  • 3.
    Bu alanda yapılan çalışmalara bir örnek olarak bkz. Glenn Adamson, The Invention of Craft, Londra: Bloomsbury, 2013, ss. xv-xi.
  • 4.
    Feminist tarihin 1930-1980 yılları arasındaki "durgunluk dönemi" söylemi ve bu söylemin çözümlemesi hakkında bkz. Ezgi Sarıtaş ve Yelda Şahin, "Ellili Yıllarda Kadın Hareketi", Türkiye'nin 1950'li Yılları, ed. Tanıl Bora, İstanbul: İletişim Yayınları, 2015, ss. 627-665.
  • 5.
    Suraiya Faroqhi, Artisans of Empire: Crafts and Craftspeople Under the Ottomans, Londra: I.B. Tauris, 2009, ss. 135-137.
  • 6.
    Zanaat tarihinin modernlik ve endüstrileşme süreçleriyle kesişimini inceleyen bir çalışma için bkz. Adamson, a.g.e., ss. 127-157.
  • 7.
    Donald Quataert, Ottoman Manufacturing in the Age of the Industrial Revolution, Cambridge: Cambridge University Press, 1993, ss. 7-15.
  • 8.
    A.g.e., ss. 55-71.
  • 9.
    Osman Ergin, Türkiye Maarif Tarihi, Cilt: 2, İstanbul: Osmanbey Matbaası, 1940, ss. 687-688.
  • 10.
    A.g.e., ss. 688-689.
  • 11.
    Elif Ekin Akşit, Kızların Sessizliği: Kız Enstitülerinin Uzun Tarihi, İstanbul: İletişim Yayınları, 2005, s.17.
  • 12.
    A.g.e., s. 149.
  • 13.
    Cumhuriyet kadını tiplemesi ve bu tiplemenin toplumsal benimsenme biçimlerini Yaprak Zihinoğlu ustalıkla analiz eder. Bkz. Yaprak Zihinoğlu, Kadınsız İnkılap: Nezihe Muhiddin, Kadınlar Halk Fırkası, Kadın Birliği, İstanbul: Metis, 2022, ss. 227-230.
  • 14.
    Güzel Sanatlar Akademisi dekorasyon muallimi İsmail Hakkı Oygar, 1936'da Arkitekt'te yayımladığı kısa makalesinde Türkiye'de dokumacılığa dair bu değerlendirmeyi yapar. İ. Hakkı Oygar, "Tezyinî Sanatlar ve Kumaş", Arkitekt, Yıl: 6, Sayı: 9, 1936, ss. 263-264. Erişim tarihi: 01.11.2025, http://dergi.mo.org.tr/dergiler/2/138/1629.pdf.
  • 15.
    "Neden ve Ne İçin Çıkıyoruz?", Ev-Kadın, Sayı: 1, Nisan 1945, s. 1.
  • 16.
    Sibel Bozdoğan, Modernism and Nation Building: Turkish Architectural Culture in the Early Republic, Seattle: University of Washington Press, 2001, ss. 197-198.
  • 17.
    Ferzan Bahşi, "Ev ve Kadın," Ev-Kadın, Sayı: 49, Temmuz 1949, s. 15.
  • 18.
    Leman Karagüzel, "Parm Menekşesi", Ev-Kadın, Sayı: 39, Şubat 1948, s. 8; Bedahat Erten, "Dikiş Nasıl Öğrenilir?", Ev-Kadın, Sayı: 28, Mayıs 1947, s. 9; B. Erselcan, "Türk Motifi", Ev-Kadın, Sayı: 56, Ağustos 1949, s. 19.
  • 19.
    Elişi dergilerinin bu rolü, kuşkusuz daha kapsamlı bir incelemeyi hak ediyor. Örneğin, Ev-Kadın gibi dönemin bir diğer elişi yayını Ev-İş de kız sanat okullarının dergiye yoğun ilgisinden bahseder. Bu ilgiyi karşılamak üzere dergi, ressamlarla iş birliği yapar ve kendi "millî elişi örnekleri" serisini yayımlar. Bkz. "Salon Yastığı: Millî Elişi Örnekleri: 7", Ev-İş, Sayı: 11, 1938, s. 11.
  • 20.
    Örneğin Arkitekt ya da yüksek mimarlığı genel okuyucu kitlesi için popülerleştiren Yedigün.
  • 21.
    Melek Celâl, Türk İşlemeleri, İstanbul: Kenan Basımevi, 1939. Melek Celâl'in eseri, Arkitekt'in bibliyografi bölümüne de dâhil edilir ve tanıtımı bizzat yazarın kendisi tarafından yapılır. Melek Celâl, "Türk İşlemeleri", Arkitekt, Yıl: 9, Sayı: 9-10, 1939, s. 239. Erişim tarihi: 01.11.2025, http://dergi.mo.org.tr/dergiler/2/104/1152.pdf.
  • 22.
    Örneğin bkz. Tahsin Öz, Türk Kumaş ve Kadifeleri, Cilt: 1, İstanbul: Millî Eğitim Bakanlığı, 1946; Semiha Başbuğ, Türk İşleme Sanatı, İstanbul: Maarif Basımevi, 1956.
  • 23.
    "Türk Motifi", Ev-Kadın, Sayı: 33, Ağustos 1947, s. 20. Model imzasız yayımlansa da 1947 yılında derginin dikiş-nakış köşesini enstitülü öğretmenler yürütür. Dolayısıyla bu modelin de enstitülü eğitimcilerden birinin elinden çıkmış olması kuvvetle muhtemel.
  • 24.
    Doğrudan isim vermeseler de yazarlar "yerli" vurgusuyla muhtemelen 1932'de kurulan ve Türkiye'nin ilk sanayileşme hamlelerinden biri sayılan Sümerbank Kayseri Bez Fabrikası mamullerini ima etmektedir.
  • 25.
    Ev-Kadın, dönemin birçok elişi dergisine sponsor olan Fransız pamuk iplik üreticisi C.B à la Croix'ın aksine İstanbul-Beyoğlu menşeli bir kuruluş olan Ören Bayan'ı pazarlamayı seçer.
  • 26.
    Cüneyt Akalın, "Missouri'nin Ziyaretinin Tarihsel Anlamı", Yakın Dönem Türkiye Araştırmaları, Sayı: 3, Ocak 2013, s. 4.
  • 27.
    "Kahraman Denizciler", Ev-Kadın, Sayı: 13, Nisan 1946, ss. 16-17.
  • 28.
    Akşit, bu değerlendirmeyi dönemin kız enstitüleri dergileri özelinde yapar. Akşit, a.g.e., s.172. "Borçluluk söylemi" hakkında bkz. Ezgi Sarıtaş ve Yelda Şahin Akıllı, "Rethinking the 'Barren' Decades of Women's Movement in Turkey: Collective Memory and Intergenerational Conflicts", DIYÂR, Cilt: 4, Sayı: 1, 2023, ss. 46-47.
  • 29.
    Gillo Dorfles, Kitsch: An Anthology of Bad Taste, Londra: Studio Vista, 1969, ss. 72-73, 129-130.
PAYLAŞ