Çay Tarımında Tekniğin Dönüşümü ve İş Birliği İlişkilerinin Sınırları
Ayça Yüksel
30 Haziran 2026
Yaş çay yapraklarının fabrikada kurutulması, Rize Çay Fabrikası
Salt Araştırma, Fotoğraf ve Kartpostal Arşivi
Salt Araştırma, Fotoğraf ve Kartpostal Arşivi
2023’te Salt Araştırma Fonları’yla desteklenen araştırmacılardan Ayça Yüksel, Hopa Tarımsal Kalkınma Kooperatifi’ni merkeze alan araştırmasından hareketle çay tarımındaki teknik dönüşümü toplumsal ve ekolojik dinamiklerle ilişkili olarak değerlendirdi. Çay yetiştirme ve işleme sürecinde kullanılan materyallerin tarihi üzerinden, geçmişten günümüze değişen emek politikalarının, toplumsal cinsiyet ilişkilerinin, türler arası dayanışma ve iş birliği biçimlerinin izini sürdü.
Çay, Türkiye’nin politik, ekonomik, ekolojik ve kültürel tarihine dair önemli anlatıcılardan biri. Gündelik yaşamın içinde her masanın, her buluşmanın ve hatta her toplumsal direnişin eşlikçisi olduğu kadar, Doğu Karadeniz’in emek tarihine ve yerel doğakültür1 mirasına dair ekososyal ilişkilerin de temelinde yer alıyor. Çayın bitki olarak yaşamı ve ekososyal ilişki ağlarına etkileri ile devlet destekli endüstriyel aşamalardan geçen üretim sürecinin yarattığı toplumsal dönüşüm süreci bunların başında geliyor. Bahçelerden alım yerlerine, fabrikalardan marketlere, sofralardan dayanışma alanlarına kadar toplumsal yaşamı türler arası katmanlarıyla beraber anlama ve farklı tanıklıklar kurma imkânı sunuyor. Öyle ki yalnızca çay bitkisinin değil, çayla ilişkili yerel aletlerin, materyallerin ve makinelerin peşinden gitmek de bir o kadar farklı anlatıya kapı aralıyor.
Yakın bir süre önce tamamlamış olduğum doktora tezimin2 parçası olan bu çalışma kapsamında, çay yetiştirme ve işleme sürecinde kullanılan başlıca materyallerin, aletlerin ve makinelerin izini sürerek, 1959’da Artvin’de kurulan Hopa Tarımsal Kalkınma Kooperatifi’nin (yaygın bilinen adıyla Hopa Çay Kooperatifi) deneyimlediği yerel iş birliği ilişkilerindeki dönüşümü anlamaya çalışıyorum. Çay tohumu, makas, sepet, kıvırma makinesi gibi materyallerin peşinde ilerlerken, Doğu Karadeniz’de çay tarımının yalnızca bir üretim biçimi değil; insanlarla, bitkilerle ve tekniklerle örülü türler arası bir yaşam ağı olduğunu anlatmak istiyorum.
Araştırmanın Mutfağı

Türkiye’de çayla ilgili yapılan araştırmaların çoğu literatüre çok değerli katkılar sunmuş olsa da, konunun ekolojik ve türler arası boyutu yeterince tartışılmadı.3 Türler arası yaşamı odağına alan ve çay literatüründe eksik kalan söz konusu perspektiften hareketle bu çalışmada, çayın ve çayda kullanılan aletlerin, tekniklerin ve materyallerin anlattıklarını merkeze alıyorum. Zira bu unsurlar, toplumsal ilişkileri daha farklı biçimleriyle, türler arası boyutta anlamak için güçlü ipuçları taşıyor. Materyal bağlam ve ilişkiler, “farklı bellekler[i], farklı anlamlar”ı, bazen yeterince önemsenmeyen veya belki gizli kalan serüven ve deneyimleri açığa çıkarıyor.4 Söz konusu materyallerin peşinde, birlikte yaşamı mümkün kılan başlıca toplumsal ilişki biçimlerinden biri olan “iş birliği”ne odaklanıyorum.
2022’den 2023’e çeşitli hasat dönemlerinde Hopa’da gerçekleştirdiğim, toplamda iki aylık bir süreye yayılan çoklu türler etnografisi5 ile 1950–1970 yıllarındaki çaya dair İstanbul’da sürdürdüğüm arşiv taraması yöntemlerini bu araştırma kapsamında bir arada kullanıyorum. Çalışmanın teorik dayanağını insan-sonrası literatürü ve feminist yöntem oluşturuyor.6 Atatürk Kitaplığı, Devlet Arşivi, Salt Araştırma ve Cumhuriyet Gazetesi Arşivi’nde bulduğum gazete kupürleri ile belgeler, bitki kokularına, makas seslerine, yuvarlanan çay çuvallarına, kıvırma makinelerinin gürültüsüne eşlik ediyor. Böylelikle arşivlerde kayıt altına alınan resmî tarihsel anlatılar ile çayın etrafında şekillenen gündelik yaşamın, üretim ilişkilerinin, emek pratiklerinin, materyallerin ve bitkilerin taşıdığı farklı maddi tarihsellikleri birlikte okumanın yollarını arıyorum. Bunu yaparken, sırasıyla çay tohumu, çay makası, sepet ve çuval, teleferik, çay kıvırma makinesi gibi materyallerin hikâyeleriyle beraber çayın etrafındaki yerel iş birliği ilişkilerini anlatmaya çalışacağım.
Çay Tohumu: İktidarın Aracı, Yöre Sakininin Taktiği

Bir tohum tanesi, bedeninde yeni bir yaşam taşıdığı gibi zamanı ve mekânı da biriktirir; bu açıdan farklı bir tarihselliğin ve başka bir arşivin imkânını taşır. Çay tohumunun Doğu Karadeniz’e geliş serüveni, hem çaya dair politik ve tarihsel bir okuma yapmaya hem de yerel iş birliği ilişkilerine dair farklı bir bakış sunmaya olanak tanır. Tohumun Hemşinliler nezdindeki anlamı farklıdır: Kendi gıdasını çoğunlukla ücretsiz kadın emeği ile yetiştiren topluluklar için tohum, ücretsiz paylaşılan, saklanan ve aktarılan bir varlıktır. Her ekim döneminde bitkilerden tohumlar alınır, saklanır ve sonraki yıl yeniden ekilerek döngüsü tamamlanır. Tohumlar bazen farklı ellerde yer değiştirir. Bazen rüzgâr, bazen kuşlar, bazen bir insan eli rastlantısal biçimde tohum armağan edebilir. Bazen de başka bir elde çalınır, satın alınır ve hususi yetiştirilmek üzere taşınır. Bu ise rastlantısal değil, planlı bir harekettir. Birçok bitki tohumu sömürgecilikle beraber tüm dünyaya yayılmış; gittikleri yerlerdeki yaşamları değiştirmiştir—tıpkı çayın Çin, Hindistan ve Japonya’dan başlayıp tüm dünyaya yayılan yolculuğu gibi.7
Çay tohumlarını Doğu Karadeniz’e, erken Cumhuriyet döneminde ulus-devlet bünyesinde çalışan memurlar getirir. Bu açıdan çayın bu coğrafyada yerleşmesi rastlantısal değil, planlı bir süreci ifade eder. 1924’te Batum’dan, 1929’da Japonya’dan ve 1938’de tekrar Batum’dan devlet eliyle çay tohumları alınır. O dönem çay, İngiliz sömürgeciliğinin hâkimiyetinde yükselen bir ticari değere sahiptir.8 Böyle bir bitkiyi yerelde yetiştirme imkânının nemli, yağışlı ve ılıman iklimi sayesinde Doğu Karadeniz’de olduğunun keşfedilmesiyle beraber iktidarın çaya yönelik ilgisi artar.9 Dünyada sahip olduğu yüksek ticari değer, ulus-devlet iktidarı için millî sermayenin yaratılmasının imkânlarından birini sunar. Bu aynı zamanda, geçimlik ve iş birliğine dayalı yerel ilişkileri dönüştürecek kapitalist tarımsal kalkınmanın ve ona bağlı piyasa ilişkilerinin bölgeye taşınması anlamına gelecektir. Japonya ve Sovyetler Birliği’nden getirilmesine rağmen çayı “Türk” kılacak husus tam da bu hedefin altında yatar. Aslen kahve toplumu olan Türkiye’de çay “millî” içecek olarak sunulmaya başlanır. Bu yüzden çay yalnızca sermayenin, bölgesel kapitalist kalkınmanın değil, aynı zamanda coğrafyayı Türkleştirmenin de bir tohumu niteliğindedir.10 Çünkü çayla birlikte Hemşinliler gibi halklar ilk kez devletle ve piyasayla ilişkili hâle gelir.11 Bu ilişkiyi kuran ise devletin bilabedel dağıtmış olduğu çay tohumlarıdır. Hemşinliler, “karşılıksız” gibi görünen bir devlet desteğini ilk kez çay tohumu biçiminde alırlar. Devlet, yerel halkların bildiği ve alıştığı gibi, çay tohumlarını ücretsiz biçimde dağıtarak kapitalist kalkınmacı çay tarımının bölgede yerleşmesinde rol oynar. Böylece çay tohumu yerel iş birliği ilişkileri aracılığıyla yöreye adapte edilir ve devletin ikna mekanizmalarından biri olarak anlamlanır.
Devlet ilk ücretsiz çay tohumlarını “Lazistan Livasında Fındık, Portakal, Limon, Mandalina, Çay, Dut Yetiştirilmesi Hakkında” adlı kanun ile beraber 1924’te dağıtır.12 1940’a gelindiğinde yine benzer bir kanun çıkarılır ve bir kez daha ücretsiz çay tohumu dağıtımı yapılır.13 Köylülerin alıştığı gibi tohumlar ücretsiz olsa bile çay tarımını Doğu Karadeniz’de başlatmak kolay değildir; beraberinde başka kapsamlı teşviklerin de icat edilmesi gerekir. Devletin çay ekenlere bedelsiz toprak, gübre, hatta mısır vermesi14 ise yerel toplulukların kızılağaç, eğrelti, mısır, fasulye, kabak, karayemiş, kokulu üzüm gibi başka bitkilerle kurmuş olduğu bağları ve iş birliği ilişkilerini çitleme ve ele geçirme amacı taşır.15
Tüm bu sebeplerle çay tohumu, erken Cumhuriyet döneminin toplumsal inşacı ve tektipleştirici dönemecine işaret eder; Doğu Karadeniz’de kapitalist tarımının yaygınlaştırılması için kullanılan sermaye birikim ve tahakküm aracı olarak anlamlanır.16 Çay, bölge insanları için hem devlete bağlayan bir ilişki biçimi hem de piyasa ilişkileriyle temas kurulması anlamına gelir. Bir yandan iktidarın yönetme imkânı daha zayıf olan geçimlik ekonomiden devlete ve piyasaya bağlı tarımsal üretime geçilmesini sağlarken, bir yandan da bölgede millîleşme, Türkleşme ve Müslümanlaşma sürecinin bir aktörü hâline gelir. Dönemin gazete haberlerinde “yeşil altın”, “ihya eden” gibi ifadelerle karşımıza çıkan çay, geçim sorununu çözmesi ve yarattığı refah artışı nedeniyle yerel halk tarafından “yaşamın tadını öğreten” olarak anlamlanır. Yöre sakinleri ve özellikle Hemşinli kadınlar için ise çay, hayatta kalmayı ve birlikte yaşamı kurmayı sağlayan yoldaş bir aktör olarak “iyi ki geldi” diye anılır.17 Bu açıdan iktidarın araçsallaştırmasına rağmen yerel halkın yaşamda kalma taktiğini de ifade eder. Hemşinli kadınlar için çay, evlerinin koşullarını iyileştiren, çocuklarının okumasını mümkün kılan ve temel yaşamsal imkân ve haklara ulaşmalarını sağlayan yoldaş bitkilerden biridir.
Çay Makası: Yara, İş Birliği ve Çokluk
Çay makası, Türkiye’ye özgü biçimiyle çay bitkisinin dallarını daha hızlı ve görece daha kolay bir şekilde kesmenin aracı. Önceleri elle toplayıcılık yapan kadınlar için çay toplama süreci, bir süre sonra eziyetli bir işe dönüşüyor; çayın miktarı arttıkça ellerdeki yaralar da artıyor. İlk kuşak çay toplayıcısı olan kadınlar, hasat dönemlerinde yoğun biçimde toplayıcılık yaptıkları için parmak aralarının kesildiğini ve yara olduğunu anlatıyorlar. Kimileri, ellerindeki bu yaralar nedeniyle elle toplama yapamadıklarından gizlice orakla çay toplamayı sürdürdüklerini hatırlıyor. Aslında kadınların ellerinde yarayı açan şey “çay toplamak” gibi görünse de, bunun esas sebebi toplama işinin yalnızca kadınların üstüne bırakılmış olması. Bir başka deyişle kadınların ellerindeki yaraların müsebbibi, günümüzde de devam eden patriyarkal iş bölümü.18
Buna karşın kadınlar kendi aralarında dayanışma kurarak imece yoluyla çay toplasa da, buradaki işin ağırlığı ve yoğunluğunda yalnızca kadınlar arasında kurulan bir iş birliği yeterli olmuyor. Eşitsiz iş bölümünden kaynaklanan yaralar elleri işleyemez hâle getirse bile bahçedeki çayı toplamadan bırakmak mümkün değil. Hiçbir yerde yazılı olmayan bir görenek gibi, çay hasadının kadınlar tarafından sürdürülmesi gerekiyor. Bu durumda çay toplamaktan elleri yaralanan kadınların yardımına kesici aletler yetişiyor. Kadınların geçimlik tarımda ve bostanlarda kullandıkları orak, çay makasına duyulan ihtiyacın ilk emaresini oluşturuyor. Toplumsal cinsiyete dayalı eşitsiz iş bölümünün yaratmış olduğu tahribat bu sefer de kadınlar ile makas arasında kurulan iş birliği sayesinde baş edilebilir hâle geliyor. Bu anlamda çay makası hem kadınların iş birliği ağlarının bir parçası hem de kadınlara özgü yerel çözüm ve teknik buluşlardan biri. Kadınların patriyarkal iş bölümü ve emek sömürüsüyle baş etme yöntemlerinden biri olarak görülebilecek bu alet, bir süre sonra daha çok ve daha hızlı çay toplamanın başat yöntemi oluyor. Devlet her ne kadar “kaliteli” çay ideali nedeniyle makası 1980’lere kadar yasaklamış olsa da, kadınların çayı makas ve benzeri aletlerle kesmekten vazgeçmediği yerelde anlatılan ve altı çizilen noktalardan biri. Ancak sonrasında çay makası devlet için de makbul hâle geliyor. Çünkü çay makası sayesinde ekili olan yüzölçümünü artırmadan çay rekoltesini artırmak mümkün oluyor. Bunun sebebi, çay makası ile elle toplanan iki buçuk yapraktan daha fazla miktarda çay toplanabiliyor olması. Bu açıdan çay makası hem kadınların iş birliği yordamı ve yere özgü teknik buluşu hem de devletin daha fazla çay rekoltesi elde etmesine yarayan bir araç niteliği taşıyor.
Sepetten Çuvala: Görünmeyen Kadın Emeği
Toplayıcılık ister geçim için ister endüstriyel olarak sermaye ve iktidarlar için yapılsın, her biçiminde bazı araçlara ihtiyaç duyar. Ursula K. Le Guin’in de ileri sürdüğü gibi ilk araç, sık kabul gördüğü üzere bir bıçak ya da kesici alet değil, öncesinde toplanan yaprakları içine koymaya ve taşımaya yarayacak bir kap veya sepet olabilir.19 Dahası, toplayıcılığın—toplumsal cinsiyet normları nedeniyle beslenmeyle ilgilenenler olduklarından—çoğunlukla kadınlar tarafından yapıldığı düşünülürse, sepet ve sepet örmenin de bizatihi bir kadın icadı olması kuvvetle muhtemel. Doğu Karadeniz’de sepetin hikâyesi esasen yöreye özgü geçimlik bostanlara uzanır ve her biri farklı toplayıcılık biçimine, farklı bir bitki veya meyveye özgü olarak üretilmiş çok zengin bir sepet doğakültürü vardır.20 “Tikina” denilen minik çay sepetleri, çayın elle toplandığı dönemde yaygın olarak kullanılan gereçlerdendir. Makasa geçilmesiyle birlikte artan çay miktarını toplamak içinse bu kez eski şeker fabrikalarında kullanılan büyük çuvallar yardıma koşar. Kadınlar eski çuvalları kesip birleştirerek ve yeniden dikerek onları daha da büyütür. Bu bakımdan çuval da Hemşinli kadınlara özgü yerel icatlar arasında yer alır ve kadınların çayla kurduğu iş birliği ağının parçasıdır. Sepet ve çuval, toplanan yaprakları taşımayı mümkün kılan araçlar olmanın ötesinde, kapitalizm ve patriyarka tarafından çitlenmiş olan ücretsiz kadın emeğinin de anlatıcısıdır. Bu anlamda tıpkı makas gibi sepet ve çuval da kadınların yöredeki patriyarkal iş bölümüne karşı geliştirmiş olduğu yerel iş birliği ağlarının başlıca aktörlerindendir. Diğer yandan sepetten çuvala geçiş, çay tarımında tekniğin ve üretim şeklinin dönüşümünün hem kadınların hem de bitkilerin bedenleri üzerinde daha tahripkâr hâle gelişini ifade eder.
Burada, kadınların iş birliği ağında yer alan makas ve çuval gibi aktörlerin, aynı zamanda artan ve hızla monokültürleşen endüstriyel tarımın da aracı olduğunu belirtmek gerekir. Nitekim 1938’de 38 kilogram olan çay rekoltesi, 1949’da 159 tona, 1959’da 7 bin 600 tona, 1961’de ise 540 bin tona yükselir. Makasın yaygınlaşması çayın miktarını artırırken, sepet yerini çuvala, kantar yerini dijital tartıya, atölyelerse yerini fabrikalara bırakır.

Teleferik: İş Birliğinin Mecburiliği

Çay çoğaldıkça onu taşımanın zorlukları da artar. Endüstriyel ve teknolojik büyük makineler engebeli Doğu Karadeniz coğrafyasına giremediğinden, taşıma aşamalarındaki ilk araç insanların kendi bedenidir. Bazıları ağır çay çuvallarını yamaçlardan fırlatır ve sonra sırtlayarak pikaplara yükler. Bazıları ise yamacın iki ucunu bir araya getiren teleferikleri kullanır. Çaydaki çokluk ve yara, iş birliğini geri çağırır. Çay çuvalının yüklendiği teleferiğin her iki ucunda da bir kişinin bulunması ve karşılıklı bir iş birliği geliştirmesi gerekir. Teleferik, yalnızca onu kullanan iki insanı birbirine bağlamaz; onları işi sürdürebilmek için sürekli bir karşılıklı dikkat, bağlılık, iletişim ve eş zamanlılık ilişkisine mecbur eder. Burada, dışarıdan dayatılmayan ama yapılan işin doğası gereği “mecburi” olan bir iş birliğinden söz edilebilir. Ortak hasatların örgütlendiği imece usulü iş birliği pratikleri monokültürleşmeyle birlikte azalmış olsa da, teleferik çay tarımında hâlen sürmekte olan iş birliğine dair ipuçları verir. Bu da “dayanışma seçim değil, yükümlülük” diyen Haraway’i hatırlatır.21 Çayı yalnız başına toplamak ve yalnız başına taşımak mümkün değildir; bunlar çoğunlukla “beraberce” yapılır. İş bölümünde toplumsal cinsiyet eşitsizliği sürse de, kadınlar kendi aralarında farklı iş birliği biçimleri geliştirirler. Tarım yapma sürecinin barındırdığı işlerin çoğunda iş birliği keyfî değil, mecburi bir durumdur. Hasat mevsiminin başlaması için yağmurla, çayın gelişimini desteklemek için gübreyle, ilk filizleri toplamak için diğer kadınlarla, taşımak için teleferikle, köy sakinleriyle ve akrabalarla iş birliği geliştirmek gerekir.
Makas, sepet, çuval ve teleferik… Bunların hepsi coğrafyanın, üretim ilişkilerinin, toplumsal cinsiyetin ve yerel bilginin kesişiminde açığa çıkan teknik çözümlerdir. Devlet eliyle yaygınlaştırılan monokültürel tarım anlayışı yerel türler arası iş birliği ilişkilerini zedelese bile her aşamada iş birliğinin farklı biçimlerinin sürdüğünü görebiliriz. Bu bakımdan iş birliği yok olmaz; sadece biçim değiştirir, dönüşür veya görünmez hâle gelir. Teleferik, insan yapımı bir alet gibi görünse de aslında farklı materyaller ve bunların iş birliğiyle şekillenmiştir. Yörenin imece ilişkilerine ışık tutarak, birlikte yaşamak ve üretmek için gerekli en başat ilişkinin türler arası iş birliği olduğunu hatırlatır.
Atölyeden Fabrikaya: İş Birliğinin Sınırları
Toplanan çay miktarının artışı çay fabrikalarını yaygınlaştırırken, fabrikaların çoğalması da üretimin artışını tetikler ve çift yönlü bir etki oluşur. Oysa çayı fermente etmek için illa ki fabrikalara ihtiyaç yoktur. Bugüne göre çok daha az fabrikanın olduğu ilk dönemlerde, çayı fermente etmek için küçük atölyeler kurulur. Bu atölyeler az miktarda çayın geleneksel yöntemlerle işlendiği yerlerdir. Niceliksel büyüme gerçekleştikçe çay yaprakları atölyelere sığmaz olur ve devlet eliyle kurulan fabrikalara taşınır. Büyüme yalnızca miktarın artışını değil, çaya nasıl davranıldığını, iş birliği ilişkilerini ve tarım yapma biçimini de değiştirir; ihtimam ilişkilerinin ve iş birliğinin alanı daralır. Fabrikalardaki endüstriyel makineler belirli bir uzmanlaşmayı beraberinde getirir. Ancak buna rağmen fabrikada iş birliğini örgütlemeye çalışan örnekler mevcuttur. Hopa Çay Kooperatifi’nin, neredeyse çayın Hopa’daki tarihiyle eş zamanlı yolculuğu da bunlardan biri.22
1938’de çay hasadı başlamış olmasına rağmen ilk çay fabrikasının 1950’de Rize’de açıldığını biliyoruz. Bu açıdan 1950’lere kadar çay yapraklarının daha çok atölyelerde işlendiğini düşünmek mümkün. Hopa’da ilk atölye 1957’de, ilk çay fabrikası 1966’da açılır. Hopa Çay Kooperatifi ise nispeten erken bir tarihte, 1959’da kurulur. Ama kooperatifin bir çay fabrikasının olması 1990’ları bulur. Çayın hikâyesindeki aktörlerden biri de fabrikalarda kullanılan çay kıvırma makineleridir. Rize’de açılan devlete ait ilk çay fabrikasının makineleri 1944’te Londra’dan getirilir. Hopa Çay Kooperatifi’nin hâlen işlemeye devam eden makinelerinin serüveni ise Sovyetler Birliği’nde başlar.
Devletin fabrikalarındaki makinelerin “çay imparatoru” olarak bilinen, sömürgeciliğin başlıca aktörlerinden olan İngiltere’den; kooperatifin makinelerinin Sovyetler’den gelmesi bir tesadüf değil. Mesafeler, konumlanışlar ve bakış açıları, ilişkileri de belirliyor. Devlete ait endüstriyel çay fabrikaları aynı zamanda ulus-devletin, emek sömürüsünün, toplumsal cinsiyete dayalı eşitsizliklerin, monokültürleşmenin, piyasa ilişkilerinin anlatıcısıyken, kooperatifteki çay makineleri geçmişten bugüne aktarılan imece ilişkilerini yeniden örgütleyerek iş birliği ilişkilerini ayakta tutmaya çalışıyor. Bu bakımdan kooperatifin çay kıvırma makineleri, yerel iş birliğinin imkânlarını ve sınırlarını da ifade ediyor.
Çay miktarının artışı, çay hasadının emek sürecinde imece usulü iş birliği süreçlerini tetikliyor. Ancak kuşaklar arası toprak bölüşümü neticesinde yıllar içerisinde toprakların küçülmesi, ücretsiz emek ile çay toplayan kadınların yaşlanması ve genç nüfusun kente göçü gibi olgular, imece biçimindeki iş birliği ilişkilerini sınırlayarak çay hasadında göçmen ücretli emek sürecini başlatıyor. Aynı zamanda çay miktarının artışı ekolojik krizi ve tahribatı tetikleyerek türler arası iş birliğini zedeliyor.
Hopa Çay Kooperatifi’ndeki iş birliği ilişkilerini, çaya nasıl bakıldığı ve nasıl toplandığı belirliyor. Çayın bahçedeki durumu, o seneki sağlığı, azlığı veya çokluğu kooperatifteki ilişkilere tesir ediyor. Mevsim şartları beklendiği gibi olup çayın rekoltesi arttığında fiyatı düştüğü için üreticilerin yaş çay satım süreci devlet ve piyasadan uzaklaşarak kooperatife yakınlaşıyor ve iş birliği ilişkileri güçleniyor. İklim beklenenden daha çetin geçip rekolte düştüğünde ise çayın fiyatı artıyor ve bu sefer kooperatifteki iş birliği ilişkileri zayıflıyor, çünkü üreticiler yaş çayı devlete ve/veya piyasa satma konusunda sorun yaşamıyor. Dolayısıyla çayın bahçedeki durumu kooperatifteki ve fabrikadaki iş birliği ilişkilerini doğrudan etkiliyor. Kooperatifte imece usulü iş birliği ilişkileri özellikle çayı fabrikaya getirme, dirgenleme, paketleme ve satış aşamalarında öne çıkarken, fabrikada ücretli emek ve uzmanlaşma gerekliliği iş birliği ilişkilerini sınırlandırıyor. Çayın bahçede yalnızca kadınlar—veya göçmen işçiler—arasında toplanması, toplumsal cinsiyet ilişkilerindeki eşitsizlik ve sömürü mekanizmaları da kooperatifteki iş birliğini sınırlayan dinamikler arasında. Bu anlamda bahçeden fabrikaya uzanan üretim sürecindeki iş birliği ilişkileri, toplumsal cinsiyete ve türler arası yaşama dair eşitsizlikler içinde, yer yer kopuşlar ve tökezlemelerle var olabiliyor, süreklilik zorlaşıyor.23 Kısacası çay bitkisinin miktarı ve sağlığı, kullanılan aletlerin toplumsal cinsiyete bağlı bilgisi, materyallerin tarihi ve türler arası ilişkiler, yerel iş birliğinin imkânlarını belirliyor. Çay hasadının, bakımının ve üretiminin nasıl ve hangi iş bölümüyle yapıldığı, çayla bağlantılı iş birliği ilişkilerini doğrudan sınıyor. Bakım emeğinde toplumsal cinsiyet eşitliği ve türler arası ihtimam birbirine teyellenmeden iş birliği ilişkileri de tam anlamıyla örülemiyor.
Ekolojik Kriz, Bakım ve İş Birliği
Tohum, sepet, çuval, teleferik, çay kıvırma makinesi gibi materyallerin hikâyesi, çay tarımında yaşanan teknik dönüşümü ve çoğu zaman kadınların icatlarıyla şekillenmiş doğakültür mirasını anlatıyor. Kapsamlı devlet teşvikleri, çaya yönelik “yeşil altın” algısının kurulmasıyla birlikte hızlı metalaşma süreci, endüstriyel çay fabrikalarının artışı neticesinde çay tarımının aşırı yaygınlaşması, kullanılan alet ve makinelerin de değişmesine yol açıyor. Elle toplamadan makasla toplamaya, sepetten çuval kullanımına, atölye tipi geleneksel ve küçük üretimden büyük ölçekli fabrika tipi endüstriyel üretime geçişte değişen şey sadece teknik veya miktarla değil; artan miktarın ekolojik ilişkilere verdiği tahribatla da ilgili. Çay tarımındaki dönüşüm, tekniğin yanı sıra toplumsal ve ekolojik bir dönüşümü de ifade ediyor. Çayın tektip ekilmesi ve yoğun kimyasal gübre kullanımı, bölgedeki ekolojik yıkım sürecinin etkenlerinden biri. Dolayısıyla çay tarımındaki materyallerin tarihi bize devlet politikalarını, emek süreçlerini, toplumsal cinsiyet ilişkilerini, dayanışma ile iş birliği biçimlerini ve ekolojik yıkımı birlikte, iç içe geçen yanlarıyla ve kesişimsel biçimde düşünme imkânı veriyor. Bu da yalnızca görünmeyen emeğin değil, çay bitkisinin aktörlüğünü ve günümüzdeki sorunlarını gündeme getiriyor. Çay bitkisi, endüstriyel tektip tarım politikaları nedeniyle yoğun kimyasal gübre kullanımı veya dipten kesme gibi şiddetli bakım pratiklerine maruz kalıyor. Çay yetiştirme ve işleme sürecinde emek biçimleri toplumsal cinsiyete bağlı olarak eşitsizce bölüşülüyor. Yöredeki imece kültürü yerini devlet yardımlarına bırakıyor. Kooperatifte kurulmaya çalışılan iş birliği ilişkileri, çayın nasıl yetiştirildiği ve bahçedeki türler arası yaşama nasıl bakıldığına bağlı olarak dönüşüyor. Ekolojik kriz ve bakım krizi, çay kooperatifini ve onun örgütlemeye çalıştığı iş birliği ilişkilerini doğrudan etkiliyor. Bu tahribat içindeki yaşamda ise hem bitkiler hem kadınlar iş birliği biçimlerini mütemadiyen çağırmaya, kurmaya, yeniden icat etmeye devam ediyorlar. Çaylığın içinde, ormanın kenarında, bostanların arasında direnç geliştirerek, yeni yamalar ekleyerek, farklılıklar arasındaki ilişkileri örme becerisiyle birbirlerine kenetlenmenin ve yıkımla baş etmenin bir yolunu buluyorlar.
- - -
Ayça Yüksel, lisans derecesini İstanbul Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nden, yüksek lisans derecesini Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nden “Kent Mekânında Ortak Alan Mücadelesi: Haydarpaşa Garı Örneği” başlıklı teziyle aldı. Doktorasını aynı üniversitenin Sosyoloji Bölümü’nde “Hopa’da Çay Tarımının Yarattığı Yıkımda Türler Arası Elbirliğinin İmkanları” başlıklı teziyle tamamladı. 2012–2013 yıllarında Paris’teki École des hautes études en sciences sociales’de (EHESS) misafir öğrenci olarak bulundu. 2021’de Kadıköy Belediyesi Kültür Yayınları’nın yayımladığı Haydarpaşa Kitabı: Kent, Mekân, Mücadele kitabının editörlüğünü üstlendi. Bellek ve Kültür Sosyolojisi Çalışmaları Derneği’nin (BEKS) kurucu üyelerinden olan Yüksel, kent sosyolojisi, eleştirel bitki çalışmaları, insan-sonrası yaklaşımları, feminist politik ekoloji, toplumsal cinsiyet, toplumsal hareketler ve türler arası müşterekler üzerine araştırmalarını sürdürmektedir.
Çay, Türkiye’nin politik, ekonomik, ekolojik ve kültürel tarihine dair önemli anlatıcılardan biri. Gündelik yaşamın içinde her masanın, her buluşmanın ve hatta her toplumsal direnişin eşlikçisi olduğu kadar, Doğu Karadeniz’in emek tarihine ve yerel doğakültür1 mirasına dair ekososyal ilişkilerin de temelinde yer alıyor. Çayın bitki olarak yaşamı ve ekososyal ilişki ağlarına etkileri ile devlet destekli endüstriyel aşamalardan geçen üretim sürecinin yarattığı toplumsal dönüşüm süreci bunların başında geliyor. Bahçelerden alım yerlerine, fabrikalardan marketlere, sofralardan dayanışma alanlarına kadar toplumsal yaşamı türler arası katmanlarıyla beraber anlama ve farklı tanıklıklar kurma imkânı sunuyor. Öyle ki yalnızca çay bitkisinin değil, çayla ilişkili yerel aletlerin, materyallerin ve makinelerin peşinden gitmek de bir o kadar farklı anlatıya kapı aralıyor.
Yakın bir süre önce tamamlamış olduğum doktora tezimin2 parçası olan bu çalışma kapsamında, çay yetiştirme ve işleme sürecinde kullanılan başlıca materyallerin, aletlerin ve makinelerin izini sürerek, 1959’da Artvin’de kurulan Hopa Tarımsal Kalkınma Kooperatifi’nin (yaygın bilinen adıyla Hopa Çay Kooperatifi) deneyimlediği yerel iş birliği ilişkilerindeki dönüşümü anlamaya çalışıyorum. Çay tohumu, makas, sepet, kıvırma makinesi gibi materyallerin peşinde ilerlerken, Doğu Karadeniz’de çay tarımının yalnızca bir üretim biçimi değil; insanlarla, bitkilerle ve tekniklerle örülü türler arası bir yaşam ağı olduğunu anlatmak istiyorum.
Araştırmanın Mutfağı
Teleferik, çay ve bostana bakış, Hopa, 28 Mayıs 2022
Fotoğraf: Ayça Yüksel
Fotoğraf: Ayça Yüksel
Türkiye’de çayla ilgili yapılan araştırmaların çoğu literatüre çok değerli katkılar sunmuş olsa da, konunun ekolojik ve türler arası boyutu yeterince tartışılmadı.3 Türler arası yaşamı odağına alan ve çay literatüründe eksik kalan söz konusu perspektiften hareketle bu çalışmada, çayın ve çayda kullanılan aletlerin, tekniklerin ve materyallerin anlattıklarını merkeze alıyorum. Zira bu unsurlar, toplumsal ilişkileri daha farklı biçimleriyle, türler arası boyutta anlamak için güçlü ipuçları taşıyor. Materyal bağlam ve ilişkiler, “farklı bellekler[i], farklı anlamlar”ı, bazen yeterince önemsenmeyen veya belki gizli kalan serüven ve deneyimleri açığa çıkarıyor.4 Söz konusu materyallerin peşinde, birlikte yaşamı mümkün kılan başlıca toplumsal ilişki biçimlerinden biri olan “iş birliği”ne odaklanıyorum.
2022’den 2023’e çeşitli hasat dönemlerinde Hopa’da gerçekleştirdiğim, toplamda iki aylık bir süreye yayılan çoklu türler etnografisi5 ile 1950–1970 yıllarındaki çaya dair İstanbul’da sürdürdüğüm arşiv taraması yöntemlerini bu araştırma kapsamında bir arada kullanıyorum. Çalışmanın teorik dayanağını insan-sonrası literatürü ve feminist yöntem oluşturuyor.6 Atatürk Kitaplığı, Devlet Arşivi, Salt Araştırma ve Cumhuriyet Gazetesi Arşivi’nde bulduğum gazete kupürleri ile belgeler, bitki kokularına, makas seslerine, yuvarlanan çay çuvallarına, kıvırma makinelerinin gürültüsüne eşlik ediyor. Böylelikle arşivlerde kayıt altına alınan resmî tarihsel anlatılar ile çayın etrafında şekillenen gündelik yaşamın, üretim ilişkilerinin, emek pratiklerinin, materyallerin ve bitkilerin taşıdığı farklı maddi tarihsellikleri birlikte okumanın yollarını arıyorum. Bunu yaparken, sırasıyla çay tohumu, çay makası, sepet ve çuval, teleferik, çay kıvırma makinesi gibi materyallerin hikâyeleriyle beraber çayın etrafındaki yerel iş birliği ilişkilerini anlatmaya çalışacağım.
Çay Tohumu: İktidarın Aracı, Yöre Sakininin Taktiği
Solda: “Batum’dan Türkiye’ye ithal edilecek çay, mandalina, limon ve portakal gibi ürünlerin fidan ve tohum miktarlarının bildirilmesi”, Devlet Arşivi Başkanlığı Osmanlı Arşivi, 35801-141217-94, 1924-05-06; ortada: “Batum’dan tedarik edilecek olan çay tohumu”, Devlet Arşivi Başkanlığı Cumhuriyet Arşivi, 24759-107639-1, 1938-09-13; sağda: “Japonya’dan gelen çeşitli cins çay tohumlarının gönderilmesi”, Devlet Arşivi Başkanlığı Cumhuriyet Arşivi, 44739-215549-1, 1929-08-11
Bir tohum tanesi, bedeninde yeni bir yaşam taşıdığı gibi zamanı ve mekânı da biriktirir; bu açıdan farklı bir tarihselliğin ve başka bir arşivin imkânını taşır. Çay tohumunun Doğu Karadeniz’e geliş serüveni, hem çaya dair politik ve tarihsel bir okuma yapmaya hem de yerel iş birliği ilişkilerine dair farklı bir bakış sunmaya olanak tanır. Tohumun Hemşinliler nezdindeki anlamı farklıdır: Kendi gıdasını çoğunlukla ücretsiz kadın emeği ile yetiştiren topluluklar için tohum, ücretsiz paylaşılan, saklanan ve aktarılan bir varlıktır. Her ekim döneminde bitkilerden tohumlar alınır, saklanır ve sonraki yıl yeniden ekilerek döngüsü tamamlanır. Tohumlar bazen farklı ellerde yer değiştirir. Bazen rüzgâr, bazen kuşlar, bazen bir insan eli rastlantısal biçimde tohum armağan edebilir. Bazen de başka bir elde çalınır, satın alınır ve hususi yetiştirilmek üzere taşınır. Bu ise rastlantısal değil, planlı bir harekettir. Birçok bitki tohumu sömürgecilikle beraber tüm dünyaya yayılmış; gittikleri yerlerdeki yaşamları değiştirmiştir—tıpkı çayın Çin, Hindistan ve Japonya’dan başlayıp tüm dünyaya yayılan yolculuğu gibi.7
Çay tohumlarını Doğu Karadeniz’e, erken Cumhuriyet döneminde ulus-devlet bünyesinde çalışan memurlar getirir. Bu açıdan çayın bu coğrafyada yerleşmesi rastlantısal değil, planlı bir süreci ifade eder. 1924’te Batum’dan, 1929’da Japonya’dan ve 1938’de tekrar Batum’dan devlet eliyle çay tohumları alınır. O dönem çay, İngiliz sömürgeciliğinin hâkimiyetinde yükselen bir ticari değere sahiptir.8 Böyle bir bitkiyi yerelde yetiştirme imkânının nemli, yağışlı ve ılıman iklimi sayesinde Doğu Karadeniz’de olduğunun keşfedilmesiyle beraber iktidarın çaya yönelik ilgisi artar.9 Dünyada sahip olduğu yüksek ticari değer, ulus-devlet iktidarı için millî sermayenin yaratılmasının imkânlarından birini sunar. Bu aynı zamanda, geçimlik ve iş birliğine dayalı yerel ilişkileri dönüştürecek kapitalist tarımsal kalkınmanın ve ona bağlı piyasa ilişkilerinin bölgeye taşınması anlamına gelecektir. Japonya ve Sovyetler Birliği’nden getirilmesine rağmen çayı “Türk” kılacak husus tam da bu hedefin altında yatar. Aslen kahve toplumu olan Türkiye’de çay “millî” içecek olarak sunulmaya başlanır. Bu yüzden çay yalnızca sermayenin, bölgesel kapitalist kalkınmanın değil, aynı zamanda coğrafyayı Türkleştirmenin de bir tohumu niteliğindedir.10 Çünkü çayla birlikte Hemşinliler gibi halklar ilk kez devletle ve piyasayla ilişkili hâle gelir.11 Bu ilişkiyi kuran ise devletin bilabedel dağıtmış olduğu çay tohumlarıdır. Hemşinliler, “karşılıksız” gibi görünen bir devlet desteğini ilk kez çay tohumu biçiminde alırlar. Devlet, yerel halkların bildiği ve alıştığı gibi, çay tohumlarını ücretsiz biçimde dağıtarak kapitalist kalkınmacı çay tarımının bölgede yerleşmesinde rol oynar. Böylece çay tohumu yerel iş birliği ilişkileri aracılığıyla yöreye adapte edilir ve devletin ikna mekanizmalarından biri olarak anlamlanır.
Çay tohumu ve çiçeği, Hopa, 26 Eylül 2022
Fotoğraf: Ayça Yüksel
Fotoğraf: Ayça Yüksel
Devlet ilk ücretsiz çay tohumlarını “Lazistan Livasında Fındık, Portakal, Limon, Mandalina, Çay, Dut Yetiştirilmesi Hakkında” adlı kanun ile beraber 1924’te dağıtır.12 1940’a gelindiğinde yine benzer bir kanun çıkarılır ve bir kez daha ücretsiz çay tohumu dağıtımı yapılır.13 Köylülerin alıştığı gibi tohumlar ücretsiz olsa bile çay tarımını Doğu Karadeniz’de başlatmak kolay değildir; beraberinde başka kapsamlı teşviklerin de icat edilmesi gerekir. Devletin çay ekenlere bedelsiz toprak, gübre, hatta mısır vermesi14 ise yerel toplulukların kızılağaç, eğrelti, mısır, fasulye, kabak, karayemiş, kokulu üzüm gibi başka bitkilerle kurmuş olduğu bağları ve iş birliği ilişkilerini çitleme ve ele geçirme amacı taşır.15
“Çay, yaşamanın tadını öğretti…”, Cumhuriyet , 2 Ağustos 1967, s. 4
Cumhuriyet , 15 Haziran 1962, s. 4
Tüm bu sebeplerle çay tohumu, erken Cumhuriyet döneminin toplumsal inşacı ve tektipleştirici dönemecine işaret eder; Doğu Karadeniz’de kapitalist tarımının yaygınlaştırılması için kullanılan sermaye birikim ve tahakküm aracı olarak anlamlanır.16 Çay, bölge insanları için hem devlete bağlayan bir ilişki biçimi hem de piyasa ilişkileriyle temas kurulması anlamına gelir. Bir yandan iktidarın yönetme imkânı daha zayıf olan geçimlik ekonomiden devlete ve piyasaya bağlı tarımsal üretime geçilmesini sağlarken, bir yandan da bölgede millîleşme, Türkleşme ve Müslümanlaşma sürecinin bir aktörü hâline gelir. Dönemin gazete haberlerinde “yeşil altın”, “ihya eden” gibi ifadelerle karşımıza çıkan çay, geçim sorununu çözmesi ve yarattığı refah artışı nedeniyle yerel halk tarafından “yaşamın tadını öğreten” olarak anlamlanır. Yöre sakinleri ve özellikle Hemşinli kadınlar için ise çay, hayatta kalmayı ve birlikte yaşamı kurmayı sağlayan yoldaş bir aktör olarak “iyi ki geldi” diye anılır.17 Bu açıdan iktidarın araçsallaştırmasına rağmen yerel halkın yaşamda kalma taktiğini de ifade eder. Hemşinli kadınlar için çay, evlerinin koşullarını iyileştiren, çocuklarının okumasını mümkün kılan ve temel yaşamsal imkân ve haklara ulaşmalarını sağlayan yoldaş bitkilerden biridir.
Çay Makası: Yara, İş Birliği ve Çokluk
Şükran Ketenci, “Çayın Tadı Kaçıyor”, Cumhuriyet , 23 Mayıs 1984, s. 8
Çay makası, Türkiye’ye özgü biçimiyle çay bitkisinin dallarını daha hızlı ve görece daha kolay bir şekilde kesmenin aracı. Önceleri elle toplayıcılık yapan kadınlar için çay toplama süreci, bir süre sonra eziyetli bir işe dönüşüyor; çayın miktarı arttıkça ellerdeki yaralar da artıyor. İlk kuşak çay toplayıcısı olan kadınlar, hasat dönemlerinde yoğun biçimde toplayıcılık yaptıkları için parmak aralarının kesildiğini ve yara olduğunu anlatıyorlar. Kimileri, ellerindeki bu yaralar nedeniyle elle toplama yapamadıklarından gizlice orakla çay toplamayı sürdürdüklerini hatırlıyor. Aslında kadınların ellerinde yarayı açan şey “çay toplamak” gibi görünse de, bunun esas sebebi toplama işinin yalnızca kadınların üstüne bırakılmış olması. Bir başka deyişle kadınların ellerindeki yaraların müsebbibi, günümüzde de devam eden patriyarkal iş bölümü.18
Buna karşın kadınlar kendi aralarında dayanışma kurarak imece yoluyla çay toplasa da, buradaki işin ağırlığı ve yoğunluğunda yalnızca kadınlar arasında kurulan bir iş birliği yeterli olmuyor. Eşitsiz iş bölümünden kaynaklanan yaralar elleri işleyemez hâle getirse bile bahçedeki çayı toplamadan bırakmak mümkün değil. Hiçbir yerde yazılı olmayan bir görenek gibi, çay hasadının kadınlar tarafından sürdürülmesi gerekiyor. Bu durumda çay toplamaktan elleri yaralanan kadınların yardımına kesici aletler yetişiyor. Kadınların geçimlik tarımda ve bostanlarda kullandıkları orak, çay makasına duyulan ihtiyacın ilk emaresini oluşturuyor. Toplumsal cinsiyete dayalı eşitsiz iş bölümünün yaratmış olduğu tahribat bu sefer de kadınlar ile makas arasında kurulan iş birliği sayesinde baş edilebilir hâle geliyor. Bu anlamda çay makası hem kadınların iş birliği ağlarının bir parçası hem de kadınlara özgü yerel çözüm ve teknik buluşlardan biri. Kadınların patriyarkal iş bölümü ve emek sömürüsüyle baş etme yöntemlerinden biri olarak görülebilecek bu alet, bir süre sonra daha çok ve daha hızlı çay toplamanın başat yöntemi oluyor. Devlet her ne kadar “kaliteli” çay ideali nedeniyle makası 1980’lere kadar yasaklamış olsa da, kadınların çayı makas ve benzeri aletlerle kesmekten vazgeçmediği yerelde anlatılan ve altı çizilen noktalardan biri. Ancak sonrasında çay makası devlet için de makbul hâle geliyor. Çünkü çay makası sayesinde ekili olan yüzölçümünü artırmadan çay rekoltesini artırmak mümkün oluyor. Bunun sebebi, çay makası ile elle toplanan iki buçuk yapraktan daha fazla miktarda çay toplanabiliyor olması. Bu açıdan çay makası hem kadınların iş birliği yordamı ve yere özgü teknik buluşu hem de devletin daha fazla çay rekoltesi elde etmesine yarayan bir araç niteliği taşıyor.
Sepetten Çuvala: Görünmeyen Kadın Emeği
Çakvi’de çay toplayan kadınlar, Gürcistan, tahminî 1905–1915
Kaynak: Wikipedia Commons
Kaynak: Wikipedia Commons
Toplayıcılık ister geçim için ister endüstriyel olarak sermaye ve iktidarlar için yapılsın, her biçiminde bazı araçlara ihtiyaç duyar. Ursula K. Le Guin’in de ileri sürdüğü gibi ilk araç, sık kabul gördüğü üzere bir bıçak ya da kesici alet değil, öncesinde toplanan yaprakları içine koymaya ve taşımaya yarayacak bir kap veya sepet olabilir.19 Dahası, toplayıcılığın—toplumsal cinsiyet normları nedeniyle beslenmeyle ilgilenenler olduklarından—çoğunlukla kadınlar tarafından yapıldığı düşünülürse, sepet ve sepet örmenin de bizatihi bir kadın icadı olması kuvvetle muhtemel. Doğu Karadeniz’de sepetin hikâyesi esasen yöreye özgü geçimlik bostanlara uzanır ve her biri farklı toplayıcılık biçimine, farklı bir bitki veya meyveye özgü olarak üretilmiş çok zengin bir sepet doğakültürü vardır.20 “Tikina” denilen minik çay sepetleri, çayın elle toplandığı dönemde yaygın olarak kullanılan gereçlerdendir. Makasa geçilmesiyle birlikte artan çay miktarını toplamak içinse bu kez eski şeker fabrikalarında kullanılan büyük çuvallar yardıma koşar. Kadınlar eski çuvalları kesip birleştirerek ve yeniden dikerek onları daha da büyütür. Bu bakımdan çuval da Hemşinli kadınlara özgü yerel icatlar arasında yer alır ve kadınların çayla kurduğu iş birliği ağının parçasıdır. Sepet ve çuval, toplanan yaprakları taşımayı mümkün kılan araçlar olmanın ötesinde, kapitalizm ve patriyarka tarafından çitlenmiş olan ücretsiz kadın emeğinin de anlatıcısıdır. Bu anlamda tıpkı makas gibi sepet ve çuval da kadınların yöredeki patriyarkal iş bölümüne karşı geliştirmiş olduğu yerel iş birliği ağlarının başlıca aktörlerindendir. Diğer yandan sepetten çuvala geçiş, çay tarımında tekniğin ve üretim şeklinin dönüşümünün hem kadınların hem de bitkilerin bedenleri üzerinde daha tahripkâr hâle gelişini ifade eder.
Burada, kadınların iş birliği ağında yer alan makas ve çuval gibi aktörlerin, aynı zamanda artan ve hızla monokültürleşen endüstriyel tarımın da aracı olduğunu belirtmek gerekir. Nitekim 1938’de 38 kilogram olan çay rekoltesi, 1949’da 159 tona, 1959’da 7 bin 600 tona, 1961’de ise 540 bin tona yükselir. Makasın yaygınlaşması çayın miktarını artırırken, sepet yerini çuvala, kantar yerini dijital tartıya, atölyelerse yerini fabrikalara bırakır.
Solda: Çay Müzesi, Rize-Artvin Havalimanı, 1940; ortada: El sepetiyle çay tohumu hasadı yapan kadın, Rize, 1952 (Kaynak: https://ozhanozturk.com/2017/08/30/cay-tarihi-karadeniz-ekimi/); sağda: Hopa’da bir çay sepeti, 2022 (Fotoğraf: Ayça Yüksel)
Taze çay yapraklarıyla doldurulmakta olan bir çuval, Hopa, 1 Haziran 2022
Fotoğraf: Ayça Yüksel
Fotoğraf: Ayça Yüksel
Çay alım yerinde tartı sırasını bekleyen yamalı çay çuvalları, Hopa, 28 Mayıs 2022
Fotoğraf: Ayça Yüksel
Fotoğraf: Ayça Yüksel
Teleferik: İş Birliğinin Mecburiliği
İki yamaç arasında bir teleferik, Hopa, 4 Haziran 2022
Fotoğraf: Ayça Yüksel
Fotoğraf: Ayça Yüksel
Çay çoğaldıkça onu taşımanın zorlukları da artar. Endüstriyel ve teknolojik büyük makineler engebeli Doğu Karadeniz coğrafyasına giremediğinden, taşıma aşamalarındaki ilk araç insanların kendi bedenidir. Bazıları ağır çay çuvallarını yamaçlardan fırlatır ve sonra sırtlayarak pikaplara yükler. Bazıları ise yamacın iki ucunu bir araya getiren teleferikleri kullanır. Çaydaki çokluk ve yara, iş birliğini geri çağırır. Çay çuvalının yüklendiği teleferiğin her iki ucunda da bir kişinin bulunması ve karşılıklı bir iş birliği geliştirmesi gerekir. Teleferik, yalnızca onu kullanan iki insanı birbirine bağlamaz; onları işi sürdürebilmek için sürekli bir karşılıklı dikkat, bağlılık, iletişim ve eş zamanlılık ilişkisine mecbur eder. Burada, dışarıdan dayatılmayan ama yapılan işin doğası gereği “mecburi” olan bir iş birliğinden söz edilebilir. Ortak hasatların örgütlendiği imece usulü iş birliği pratikleri monokültürleşmeyle birlikte azalmış olsa da, teleferik çay tarımında hâlen sürmekte olan iş birliğine dair ipuçları verir. Bu da “dayanışma seçim değil, yükümlülük” diyen Haraway’i hatırlatır.21 Çayı yalnız başına toplamak ve yalnız başına taşımak mümkün değildir; bunlar çoğunlukla “beraberce” yapılır. İş bölümünde toplumsal cinsiyet eşitsizliği sürse de, kadınlar kendi aralarında farklı iş birliği biçimleri geliştirirler. Tarım yapma sürecinin barındırdığı işlerin çoğunda iş birliği keyfî değil, mecburi bir durumdur. Hasat mevsiminin başlaması için yağmurla, çayın gelişimini desteklemek için gübreyle, ilk filizleri toplamak için diğer kadınlarla, taşımak için teleferikle, köy sakinleriyle ve akrabalarla iş birliği geliştirmek gerekir.
Makas, sepet, çuval ve teleferik… Bunların hepsi coğrafyanın, üretim ilişkilerinin, toplumsal cinsiyetin ve yerel bilginin kesişiminde açığa çıkan teknik çözümlerdir. Devlet eliyle yaygınlaştırılan monokültürel tarım anlayışı yerel türler arası iş birliği ilişkilerini zedelese bile her aşamada iş birliğinin farklı biçimlerinin sürdüğünü görebiliriz. Bu bakımdan iş birliği yok olmaz; sadece biçim değiştirir, dönüşür veya görünmez hâle gelir. Teleferik, insan yapımı bir alet gibi görünse de aslında farklı materyaller ve bunların iş birliğiyle şekillenmiştir. Yörenin imece ilişkilerine ışık tutarak, birlikte yaşamak ve üretmek için gerekli en başat ilişkinin türler arası iş birliği olduğunu hatırlatır.
Atölyeden Fabrikaya: İş Birliğinin Sınırları
Hopa Çay Kooperatifi Fabrikası, Kemalpaşa, 3 Haziran 2022
Fotoğraf: Ayça Yüksel
Fotoğraf: Ayça Yüksel
Toplanan çay miktarının artışı çay fabrikalarını yaygınlaştırırken, fabrikaların çoğalması da üretimin artışını tetikler ve çift yönlü bir etki oluşur. Oysa çayı fermente etmek için illa ki fabrikalara ihtiyaç yoktur. Bugüne göre çok daha az fabrikanın olduğu ilk dönemlerde, çayı fermente etmek için küçük atölyeler kurulur. Bu atölyeler az miktarda çayın geleneksel yöntemlerle işlendiği yerlerdir. Niceliksel büyüme gerçekleştikçe çay yaprakları atölyelere sığmaz olur ve devlet eliyle kurulan fabrikalara taşınır. Büyüme yalnızca miktarın artışını değil, çaya nasıl davranıldığını, iş birliği ilişkilerini ve tarım yapma biçimini de değiştirir; ihtimam ilişkilerinin ve iş birliğinin alanı daralır. Fabrikalardaki endüstriyel makineler belirli bir uzmanlaşmayı beraberinde getirir. Ancak buna rağmen fabrikada iş birliğini örgütlemeye çalışan örnekler mevcuttur. Hopa Çay Kooperatifi’nin, neredeyse çayın Hopa’daki tarihiyle eş zamanlı yolculuğu da bunlardan biri.22
1938’de çay hasadı başlamış olmasına rağmen ilk çay fabrikasının 1950’de Rize’de açıldığını biliyoruz. Bu açıdan 1950’lere kadar çay yapraklarının daha çok atölyelerde işlendiğini düşünmek mümkün. Hopa’da ilk atölye 1957’de, ilk çay fabrikası 1966’da açılır. Hopa Çay Kooperatifi ise nispeten erken bir tarihte, 1959’da kurulur. Ama kooperatifin bir çay fabrikasının olması 1990’ları bulur. Çayın hikâyesindeki aktörlerden biri de fabrikalarda kullanılan çay kıvırma makineleridir. Rize’de açılan devlete ait ilk çay fabrikasının makineleri 1944’te Londra’dan getirilir. Hopa Çay Kooperatifi’nin hâlen işlemeye devam eden makinelerinin serüveni ise Sovyetler Birliği’nde başlar.
Devletin fabrikalarındaki makinelerin “çay imparatoru” olarak bilinen, sömürgeciliğin başlıca aktörlerinden olan İngiltere’den; kooperatifin makinelerinin Sovyetler’den gelmesi bir tesadüf değil. Mesafeler, konumlanışlar ve bakış açıları, ilişkileri de belirliyor. Devlete ait endüstriyel çay fabrikaları aynı zamanda ulus-devletin, emek sömürüsünün, toplumsal cinsiyete dayalı eşitsizliklerin, monokültürleşmenin, piyasa ilişkilerinin anlatıcısıyken, kooperatifteki çay makineleri geçmişten bugüne aktarılan imece ilişkilerini yeniden örgütleyerek iş birliği ilişkilerini ayakta tutmaya çalışıyor. Bu bakımdan kooperatifin çay kıvırma makineleri, yerel iş birliğinin imkânlarını ve sınırlarını da ifade ediyor.
Çay miktarının artışı, çay hasadının emek sürecinde imece usulü iş birliği süreçlerini tetikliyor. Ancak kuşaklar arası toprak bölüşümü neticesinde yıllar içerisinde toprakların küçülmesi, ücretsiz emek ile çay toplayan kadınların yaşlanması ve genç nüfusun kente göçü gibi olgular, imece biçimindeki iş birliği ilişkilerini sınırlayarak çay hasadında göçmen ücretli emek sürecini başlatıyor. Aynı zamanda çay miktarının artışı ekolojik krizi ve tahribatı tetikleyerek türler arası iş birliğini zedeliyor.
Hopa Çay Kooperatifi’ndeki iş birliği ilişkilerini, çaya nasıl bakıldığı ve nasıl toplandığı belirliyor. Çayın bahçedeki durumu, o seneki sağlığı, azlığı veya çokluğu kooperatifteki ilişkilere tesir ediyor. Mevsim şartları beklendiği gibi olup çayın rekoltesi arttığında fiyatı düştüğü için üreticilerin yaş çay satım süreci devlet ve piyasadan uzaklaşarak kooperatife yakınlaşıyor ve iş birliği ilişkileri güçleniyor. İklim beklenenden daha çetin geçip rekolte düştüğünde ise çayın fiyatı artıyor ve bu sefer kooperatifteki iş birliği ilişkileri zayıflıyor, çünkü üreticiler yaş çayı devlete ve/veya piyasa satma konusunda sorun yaşamıyor. Dolayısıyla çayın bahçedeki durumu kooperatifteki ve fabrikadaki iş birliği ilişkilerini doğrudan etkiliyor. Kooperatifte imece usulü iş birliği ilişkileri özellikle çayı fabrikaya getirme, dirgenleme, paketleme ve satış aşamalarında öne çıkarken, fabrikada ücretli emek ve uzmanlaşma gerekliliği iş birliği ilişkilerini sınırlandırıyor. Çayın bahçede yalnızca kadınlar—veya göçmen işçiler—arasında toplanması, toplumsal cinsiyet ilişkilerindeki eşitsizlik ve sömürü mekanizmaları da kooperatifteki iş birliğini sınırlayan dinamikler arasında. Bu anlamda bahçeden fabrikaya uzanan üretim sürecindeki iş birliği ilişkileri, toplumsal cinsiyete ve türler arası yaşama dair eşitsizlikler içinde, yer yer kopuşlar ve tökezlemelerle var olabiliyor, süreklilik zorlaşıyor.23 Kısacası çay bitkisinin miktarı ve sağlığı, kullanılan aletlerin toplumsal cinsiyete bağlı bilgisi, materyallerin tarihi ve türler arası ilişkiler, yerel iş birliğinin imkânlarını belirliyor. Çay hasadının, bakımının ve üretiminin nasıl ve hangi iş bölümüyle yapıldığı, çayla bağlantılı iş birliği ilişkilerini doğrudan sınıyor. Bakım emeğinde toplumsal cinsiyet eşitliği ve türler arası ihtimam birbirine teyellenmeden iş birliği ilişkileri de tam anlamıyla örülemiyor.
Ekolojik Kriz, Bakım ve İş Birliği
İlk çay filizleri, Hopa, 4 Mayıs 2022
Fotoğraf: Ayça Yüksel
Fotoğraf: Ayça Yüksel
Tohum, sepet, çuval, teleferik, çay kıvırma makinesi gibi materyallerin hikâyesi, çay tarımında yaşanan teknik dönüşümü ve çoğu zaman kadınların icatlarıyla şekillenmiş doğakültür mirasını anlatıyor. Kapsamlı devlet teşvikleri, çaya yönelik “yeşil altın” algısının kurulmasıyla birlikte hızlı metalaşma süreci, endüstriyel çay fabrikalarının artışı neticesinde çay tarımının aşırı yaygınlaşması, kullanılan alet ve makinelerin de değişmesine yol açıyor. Elle toplamadan makasla toplamaya, sepetten çuval kullanımına, atölye tipi geleneksel ve küçük üretimden büyük ölçekli fabrika tipi endüstriyel üretime geçişte değişen şey sadece teknik veya miktarla değil; artan miktarın ekolojik ilişkilere verdiği tahribatla da ilgili. Çay tarımındaki dönüşüm, tekniğin yanı sıra toplumsal ve ekolojik bir dönüşümü de ifade ediyor. Çayın tektip ekilmesi ve yoğun kimyasal gübre kullanımı, bölgedeki ekolojik yıkım sürecinin etkenlerinden biri. Dolayısıyla çay tarımındaki materyallerin tarihi bize devlet politikalarını, emek süreçlerini, toplumsal cinsiyet ilişkilerini, dayanışma ile iş birliği biçimlerini ve ekolojik yıkımı birlikte, iç içe geçen yanlarıyla ve kesişimsel biçimde düşünme imkânı veriyor. Bu da yalnızca görünmeyen emeğin değil, çay bitkisinin aktörlüğünü ve günümüzdeki sorunlarını gündeme getiriyor. Çay bitkisi, endüstriyel tektip tarım politikaları nedeniyle yoğun kimyasal gübre kullanımı veya dipten kesme gibi şiddetli bakım pratiklerine maruz kalıyor. Çay yetiştirme ve işleme sürecinde emek biçimleri toplumsal cinsiyete bağlı olarak eşitsizce bölüşülüyor. Yöredeki imece kültürü yerini devlet yardımlarına bırakıyor. Kooperatifte kurulmaya çalışılan iş birliği ilişkileri, çayın nasıl yetiştirildiği ve bahçedeki türler arası yaşama nasıl bakıldığına bağlı olarak dönüşüyor. Ekolojik kriz ve bakım krizi, çay kooperatifini ve onun örgütlemeye çalıştığı iş birliği ilişkilerini doğrudan etkiliyor. Bu tahribat içindeki yaşamda ise hem bitkiler hem kadınlar iş birliği biçimlerini mütemadiyen çağırmaya, kurmaya, yeniden icat etmeye devam ediyorlar. Çaylığın içinde, ormanın kenarında, bostanların arasında direnç geliştirerek, yeni yamalar ekleyerek, farklılıklar arasındaki ilişkileri örme becerisiyle birbirlerine kenetlenmenin ve yıkımla baş etmenin bir yolunu buluyorlar.
Ayça Yüksel, lisans derecesini İstanbul Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nden, yüksek lisans derecesini Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nden “Kent Mekânında Ortak Alan Mücadelesi: Haydarpaşa Garı Örneği” başlıklı teziyle aldı. Doktorasını aynı üniversitenin Sosyoloji Bölümü’nde “Hopa’da Çay Tarımının Yarattığı Yıkımda Türler Arası Elbirliğinin İmkanları” başlıklı teziyle tamamladı. 2012–2013 yıllarında Paris’teki École des hautes études en sciences sociales’de (EHESS) misafir öğrenci olarak bulundu. 2021’de Kadıköy Belediyesi Kültür Yayınları’nın yayımladığı Haydarpaşa Kitabı: Kent, Mekân, Mücadele kitabının editörlüğünü üstlendi. Bellek ve Kültür Sosyolojisi Çalışmaları Derneği’nin (BEKS) kurucu üyelerinden olan Yüksel, kent sosyolojisi, eleştirel bitki çalışmaları, insan-sonrası yaklaşımları, feminist politik ekoloji, toplumsal cinsiyet, toplumsal hareketler ve türler arası müşterekler üzerine araştırmalarını sürdürmektedir.
- 1.Donna Haraway'in "doğakültür" (natureculture) kavramı, doğa ile kültür arasındaki modern ayrımın ve ikiliğin aşılmasını önerir; insan ile insan olmayan varlıkların "birlikte-oluş" süreçlerine dikkat çeker. Doğa ve kültürü birbirinin içine geçen, birbirini var eden karşılıklı bağımlılık ilişkisi olarak ele alır. Bkz. Donna Haraway, When Species Meet, Minneapolis: The University of Minnesota Press, 2008.
- 2.Doç. Dr. Özlem Güçlü ve Prof. Dr. Begüm Özden Fırat danışmanlığında hazırlamış olduğum doktora tezim için bkz. Ayça Yüksel, "Hopa'da Çay Tarımının Yarattığı Yıkımda Türler Arası Elbirliğinin İmkanları", Yayımlanmamış Doktora Tezi, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2025.
- 3.Türkiye'de çay literatüründeki başlıca çalışmalar için bkz. Ildiko Beller-Hann ve Chris Hann, İki Buçuk Yaprak Çay: Doğu Karadeniz'de Devlet, Piyasa, Kimlik, İstanbul: İletişim Yayınları, 2003; Fatma Genç, "Türkiye'de Çay Üretimi ve Değişen Sosyal İlişkiler", Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2010; Elif Karaçimen ve Ekin Değirmenci, "Doğu Karadeniz'de Çay Tarımının Çelişkili Sürekliliği", Toplum ve Bilim, Sayı: 150, 2019; Emine Hızır Yıldırım, "Çaylıkta Feminist Etnografi: Güneysu'da Emeğin Cinsiyeti ve Gündelik Yaşam", Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2022; Ayşenur Emer, "Toplumsal Cinsiyet Ekseninde İnsan, Doğa ve Devlet İlişkileri: Rize Pazar Örneği", Yayımlanmamış Doktora Tezi, İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2023; Esra Ansel Derinbay, Çayın Hikâyesi: Osmanlı ve Erken Cumhuriyet'te Çay Ticaretinin Global Tarihi, İstanbul: Doğan Kitap, 2024.
- 4.Güldem Baykal Büyüksaraç, "Sıradan Şeylerin Belleği: Türkiye'de Bir Koruma Alanında Yerleşme, Maddi Dünya, Peyzaj", Toplum ve Bilim, Sayı: 154, 2020, ss. 5–34. Erişim tarihi: 18.06.2026, https://www.researchgate.net/publication/350609774.
- 5.Çoklu türler etnografisi (multispecies ethnography), insanlar için ekonomik bir gelir aracı ya da "öldürülebilir" görülen bitkilerin, mantarların, hayvanların, şeylerin ve mikropların arasındaki karşılıklı ilişki biçimlerine, "özellikle de insanı bu ilişkilerden geçen ve açığa çıkan bir oluş olarak anlamaya" odaklanan ve 2000'lerden itibaren insan-sonrası dönemeç ile açığa çıkan yeni bir metodolojidir. Bkz. S. Eben Kirksey ve Stefan Helmreich, "The Emergence of Multispecies Ethnography", Cultural Anthropology, Cilt: 25, Sayı: 4, 2010, ss. 545–576. Erişim tarihi: 18.06.2026, https://doi.org/10.1111/j.1548-1360.2010.01069.x; Laura A. Ogden, Billy Hall ve Kimiko Tanita, "Animals, Plants, People, and Things: A Review of Multispecies Ethnography", Environment and Society, Cilt: 4, Sayı: 1, 2014, ss. 5–24. Erişim tarihi: 18.06.2026, https://doi.org/10.3167/ares.2013.040102
- 6.Türkçe'de insan-sonrası çalışmaları hakkında bkz. Rosi Braidotti, İnsan Sonrası, çev. Öznur Karakaş, İstanbul: Kolektif Kitap, 2015; Anna Lowenhaupt Tsing, Dünyanın Sonundaki Mantar: Kapitalimzin Enkazlarında Yaşam İmkânı Üzerine, çev. Erdem Gökyaran, İstanbul: Yapı Kredi Yayınları, 2023; Donna Haraway, Başka Yer, çev. Güçsal Pusar, İstanbul: Metis, 2010; Sibel Yardımcı, "Hepimiz Likeniz! Feminist Yaşam ve Dünyayla Akrabalık", Türkiye'de Feminist Yöntem, der. Emine Erdoğan ve Nehir Gündoğdu, İstanbul: Metis, 2020; Ezgi Burgan Kıyak, "Çayır ve Kulübe: Yayla Coğrafyasında Türler Arası Cinsiyetli Karşılaşmalar", Yayımlanmamış Doktora Tezi, Muğla Sıtkı Kocaman Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2023.
Çalışmaya referans olan feminist yöntem yaklaşımları için bkz. Nihan Bozok, "Çoklutürler Etnografisi İçin Feminist İzlekler", Feminist Tahayyül Akademik Araştırmalar Dergisi, Cilt: 5, Sayı: 2, 2024, ss. 148–178; Ezgi Burgan ve Mehtap Öztürk, "'Saklanmış Kadınlar'dan 'Saklanmış Hayvanlar'a ve Tersi: Türler Arası Karşılaşmalarda Feminist Yöntem", Türkiye'de Feminist Yöntem, der. Emine Erdoğan ve Nehir Gündoğdu, İstanbul: Metis, 2020; Ezgi Burgan Kıyak ve H. Kiraz Özdoğan, "İnsan Sonrası", Feminist Teori ile Düşünmek: Kavramlar ve Tartışmalar, der. Emine Erdoğan ve Demet Gülçiçek, İstanbul: İletişim Yayınları, 2025, ss. 251–275; Özlem Güçlü, "Göz Devirmelere Karşı Oyunbozan Feminist Film Eleştirisi", Feminist Eleştiri: Arayışlar ve Müzakereler, der. Demet Gülçiçek ve Emine Erdoğan, İstanbul: Metis, 2022; Deniz Gündoğan İbrişim, "Makbul İnsan(lık) Tahayyülünün Ötesinde: İnsansonrası Feminist Eleştirilerde Faillik ve İhtimam", Feminist Eleştiri: Arayışlar ve Müzakereler, der. Demet Gülçiçek ve Emine Erdoğan, İstanbul: Metis, 2022. - 7.Bengt G. Karlsson, "The imperial weight of tea: On the politics of plants, plantations and science", Geoforum, Cilt: 130, 2022, ss. 105–114. Erişim tarihi: 18.06.2026, https://doi.org/10.1016/j.geoforum.2021.07.017.
- 8.Ansel Derinbay, a.g.e.
- 9.Asım Zihnioğlu, Bir Yeşilin Peşinde, Ankara: Tübitak Yayınları, 1998, s. 15.
- 10.Rahşan İnal, "Milliyetçiliğin Üretim İlişkileriyle İnşası: Çay Tarım-Sanayi, Devlet ve Toplum", Yayımlanmamış Doktora Tezi, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2018.
- 11.Emek Yıldırım Şahin, "Doğu Karadeniz'de Bir Kolektif Dayanışma Çabası: Hopa Çay Kooperatifi", Sosyoloji Araştırmaları Dergisi, Cilt: 23, Sayı: 2, 2020, ss. 357–391.
- 12.Bkz. Rahmi Arer, Türkiye'de Çaycılık ve Turistik Sosyal Kültürel Ekonomik Rize, İstanbul: Çoker Matbaası, 1969, s. 61; Zihnioğlu, a.g.e., s. 16; Ali Rıza Saklı, "Türk Çay Sektöründe Yasal Gelişim ve 1984 Serbestleştirmesi", Eskişehir Osmangazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Dergisi, Cilt: 14, Sayı: 2, 2019, ss. 511–534. Erişim tarihi: 18.06.2026, https://doi.org/10.17153/oguiibf.523952.
- 13.Bkz. "3788 Sayılı Çay Kanunu", Resmî Gazete, 2 Nisan 1940, s. 2. Erişim tarihi: 14.02.2024, https://www.resmigazete.gov.tr/arsiv/4474.pdf.
- 14.Zihnioğlu, a.g.e., s. 10.
- 15.Çay ile başka bitkiler, bostanlar ve orman arasındaki ilişkileri tezimde daha detaylı biçimde ele alıyorum. Bkz. Yüksel, a.g.e.
- 16.Karaçimen ve Değirmenci, a.g.e.
- 17.Yüksel, a.g.e., s. 91.
- 18.Emer, a.g.e.; Hızır Yıldırım, a.g.e.
- 19.Ursula K. Le Guin, Kadınlar Rüyalar Ejderhalar, İstanbul: Metis, 1999.
- 20.Bkz. Yüksel, a.g.e., s. 371.
- 21.Bkz. Donna Haraway, "Dayanışma Seçim Değil, Yükümlülük", çev. Ulus Atayurt, 1+1 Express, 13 Haziran 2020. Erişim tarihi: 15.06.2026, https://birartibir.org/dayanisma-secenek-degil-yukumluluk/.
- 22.Yıldırım Şahin, a.g.e.
- 23.Dayanışma biçimlerinin sınandığı dinamikler üzerine daha detaylı eserler için bkz. Begüm Özden Fırat, "Çuvallayan Dayanışmalar", 1+1 Express, 22 Mart 2022. Erişim tarihi: 15.06.2026, https://birartibir.org/Cuvallayan-Dayanismalar/; Begüm Özden Fırat ve Fırat Genç, Mülkiyet ve Müşterekler: Türkiye'de Mülkiyetin İnşası, İcrası ve İhlali, İstanbul: Metis, 2023.