NASIL DEVAM EDERİZ

GÖSTERİM PROGRAMI

SALT BEYOĞLU

13 EYLÜL – 31 ARALIK 2011

PAYLAŞ
TAKVİME EKLE

Konuk Araştırmacı: Nathan Lee




How We Move [Nasıl Devam Ederiz] Aralık Programı
How We Move [Nasıl Devam Ederiz] Kasım Programı
How We Move [Nasıl Devam Ederiz] Ekim Programı
How We Move [Nasıl Devam Ederiz] Eylül Programı


Kurum nedir? Genellikle bir kurumdan müze, üniversite ya da hastane gibi fiziksel bir mekân olarak bahsederiz. Başka bir anlamda bu kelime, askeriye veya medya gibi merkeziyetinin ölçek ve düzeyi çeşitlilik gösteren farklı türlerde teşkilatlara işaret eder. Hukuk da bir kurumdur; tıpkı dil, sinema ve psikanaliz gibi. Bir kurum, bilinçli bir edim olarak kurulabilir (Latince’deki institutus kelimesi “kurmak” anlamına gelir) ya da kendiliğinden büyüme yoluyla evrimleşebilir -bazen sağlıklı, bazen de kanserli olur. Kurumlar, sığınma evleri ve savaş alanları, ilerlemenin lokomotifleri ve gelenekçiliğin kaleleri, üretim sahaları ve eleştiri nesneleridir.

Ne kadar somut ya da soyut olursa olsun, kurum düşüncesi, toplumu şekillendiren ve düzenleyen güçleri sınırlamak için bir araçtır. Bu bağlamda kurumlar, sanatın asal uğraşı ve modernite pratiklerinde özel bir ilgi konusu olagelmişlerdir. 19. yüzyılda, Paris’te resmi sanat akademisinin ataletine tepki niteliğindeki karşı-kurum Salon des Refusés’nin açılışından 1960’larda sanat dünyasının yapılarını ve ideolojilerini sorgulayan “Kurumsal Eleştiri” adlı bir grup sanatçının ortaya çıkışına, kurumların soruları -ve sorunları- her zaman Batılı avangartların gündeminde yer almıştır.

Yakın zaman önce güncel sanat üretiminin küreselleşmiş bilgi ekonomisi bağlamında gitgide eğitim, araştırma ve söylem üretiminin yöntemleriyle birleşmesiyle (ya da bunlardan ayırt edilemez hale gelmesiyle), “kurumsallık” üzerine yeni konuşmalar da sanatın üretilmesi, sergilenmesi ve alımlanmasının evrimleşen doğası çevresinde şekillenmeye başlamıştır.

Yeni bir kurumun, SALT’ın kuruluşu dolayısıyla bağımsız eleştirmen ve küratör Nathan Lee tarafından hazırlanan ve hareketli görüntü işlerinden oluşan How We Move [Nasıl Devam Ederiz] programı, kurumun nasıl işlediği (ya da işlemediği), neyi ürettiği (ya da engellediği), nerede konuşlandığı, kime hizmet ettiği, ne tür bir destekle sürdürüldüğü ve hangi güç formlarını uyguladığı gibi sorulara değinen birtakım proje ve uygulamaları inceleyecek. Temalı bir sergi ya da programın kendi başına bir kurum -ve çoğunlukla da işlevsiz bir kurum- olması gerçeğinden hareketle, bu program aynı zamanda sunduğu bir kısım iş ile kendi metodolojik süreçleri üzerine düşünmeyi de içerecek.

Paul Pfeiffer’in programda yer alan video enstalasyonu Empire, kurum inşasına dair alternatif bir paradigma sunarken direkt olarak SALT’ın mimarisiyle ilişkilenmektedir. Doğrudan bir sabit diske kaydedilen ve aynı sabit diskten yansıtılan sayısal bir görüntü olan enstalasyon, bir yaban arısı kovanının üç aylık yaşam döngüsünü gerçek zamanlı olarak gösterir. İşin başlığı bir başka Empire’a, Andy Warhol’un, Empire State binasının sekiz saatlik gerçek zamanlı ünlü filmine göndermede bulunurken evrik bir medeniyet öne sürer: Organiğe karşı teknolojik, sayısala karşı analog, anaerkile karşı ataerkil.

Kurumlar ancak ilham verdikleri alternatifler kadar iyidir. Neil Cummings ve Marysia Lewandowska tarafından üretilen Museum Futures: Distributed, Stockholm’deki Moderna Museet’nin geleceğine dair tahmin yürütmek üzere bilim kurgu metaforlarını kullanır. David Cronenberg’in erken dönem avangart filmleri Stereo ve Crimes of the Future, daha distopik bir anlayışla varsayımsal kliniklerdeki tuhaf psikoseksüel senaryoları inceler. Jennie Livingston’ın klasik belgeseli Paris Is Burning ise, her ne kadar işaret ettikleri gerçek dünyadaki cinsel ve kültürel politikalara dayansa da, aynı derecede gösterişli bir alternatif toplum öngörüsünü -90’ların eşcinsel New York’undaki edimsel “balo” kültürünü- sunar.

Halklar ile karşı halkların kurumsal oluşumu, bilginin yayılmasına (ya da bastırılmasına) dayanır. Bu çerçevede programdaki birçok iş, çok aracılı toplumda yayın yapmanın rolünü incelemektedir. Chris Burden, TV Commercials adlı dizisi için yayın standartlarında iğneleyici müdahaleler sahneleyebilmek üzere televizyondan reklam saati satın almıştır. Natascha Sadr Haghighian ve Judith Hopf’un Villa Watch adlı işi, medyanın paradoksal bir olaya -bir konferanstaki dinleyicinin mekândan ayrılmadaki acizliği (ya da reddi)- tepkisine dair alaycı bir bakış sunar. Harun Farocki, War at a Distance adlı video denemesinde, bilgisayar güdümlü silahlanma çağında seyircilik, teknoloji, kayıttan yürütme ve güç arayüzü konularını irdeler.

Farocki, Workers Leaving the Factory adlı işinde ise, diğer kaynakların yanı sıra güncel haberler ve arşiv görüntüleri ile Lumière kardeşler, Chaplin ve Pasolini’nin filmleri aracılığıyla belli bir tür görüntünün izini sürerek emeğin temsili üzerine düşünür. 5 Avenue Marceau 75116 Paris, sanatsal üretimin en güzel ve gizemli güncel portrelerinden birini sunar. Yves Saint Laurent’ın zarif ve münzevi atölyesinde geçen, David Teboul’un titizlikle gözlemcilik yaptığı belgeseli, efsanenin son hazır giyim koleksiyonunun yaratılması ve üretilmesi süreçlerini takip eder. Efsanevi belgeselci Frederick Wiseman, High School ve High School II işlerinde gözünü bir Amerikan eğitim kurumuna dikmişken, Fikret Atay Theorists adlı işinde farklı bir tür kurumsal üretimi -dini eğitimin fiziksel ve söylemsel törenlerini- belgeler.

Pekiyi ya müze? Alexander Sokurov (Russian Ark), Antek Walczak (Risques du Métier), Ali Kazma (Making Istanbul Modern) ve Gordon Matta-Clark (Conical Intersect) baskın sanat kurumunun mimarisi, üretimi ve kimliğini inceler. Hila Peleg’in A Crime Against Art adlı işinde bir araya gelen küratör, eleştirmen ve sanatçılar, pratikleri üzerine düşünmek için bir araç olarak sivil bir kurum -kamu davası- formunu benimserler.

Orijinal olarak 35mm ya da 16mm film formatında üretilmiş olanlar da dâhil olmak üzere, How We Move [Nasıl Devam Ederiz] programı kapsamında sunulan tüm işler, hareketli görüntü kültürünün yaygın sayısallaşması ile güncel gösterim ekonomilerinden bir taviz olarak videoda gösterilecektir. Taipei’deki köhne bir sinemada geçen ve tamamen 35mm gösterimin ritimlerine göre düzenlenmiş olan Tsai Ming-liang’ın son derece maddi Goodbye Dragon Inn adlı işi, videoda gösterildiğinde radikal bir dönüşümden geçer. Pekiyi, bu türden bir işi farklı bir platforma taşımanın temasal, duygusal ve toplumsal sonuçları nelerdir? Bu, kuruma sorulacak ve kurum tarafından denenecek bir sorudur.

New York’ta yaşayan Nathan Lee, hareketli görüntü odaklı küratöryel çalışmalar yapıyor. Film Comment dergisine editör olarak katkıda bulunan Lee, daha önce New York Times, The Village Voice ve NPR için sinema eleştirmenliği yaptı. Yakın zamanda gerçekleştirdiği projeler arasında “CLAP” (New York); “Break My Body, Hold My Bones” (New York) ve “The Bit Plane Will Not Appear on Radar” (İstanbul) bulunmaktadır. Lee ayrıca, New York’taki Bard College Küratöryel Araştırmalar Merkezi’nin 2011-2012 akademik üyelerindendir.